Küçük Bir Mülkiyet Meselesi

21. Yüzyılı yaşıyoruz, insanlığın büyük çabası sonucu mülkiyet hakkı önemli bir kazanım olarak hayatımızın bir parçası oldu. Bu güzel gelişmelere rağmen, Dünya’da pek çok yerde hala ciddi mülkiyet ihlalleri yaşanmaktadır. Mülkiyet hakkı gaspı genellikle devletler üzerinden okunurken ben farklı bir açıdan mülkiyet hakkı tehdidine değinmek istiyorum

            2016 Model bir otomobilimiz var, biz bayiden sıfır olarak değil bir yaşında iken  ikinci sahibinden satın aldık. Otomobil henüz garanti kapsamındaydı, 3 yaşını doldurana kadar garanti şartlarını sağlamak için yetkili servise bakımları yaptırıldı. Daha sonra, özel serviste ilgili kilometre veya zaman aralığı gelince düzenli bakımları yapıldı. Buna rağmen otomobilde zaman zaman bazı uyarı lambaları, yani arıza göstergeleri ikaz ışıkları yanıyor. ‘Servis zamanı yetkili servise götürün vb.’ Bu ve benzeri pek çok şey var bizleri belli bir hizmetleri, belli yerlerden almaya zorlayan bana bu durum; mülkiyet hakkına müdahale gibi geliyor.

            Otomobildeki bu tür ikaz işaretlerini, gerekli tüm bakımı yapsanız bile sönmüyor, daha zorlayıcı olan; yetkili servis dışında kimse bunu durumu ortadan kaldıramıyor. Yetkili servise gitmeye kalktığınızda yeni yapılmış bakıma rağmen “bir bakım daha servis tarafından yapılacağını” ifade ediyorlar. Yani, sizi ek bir parasal külfet almak zorunda bırakıyorlar… Sadece söz konusu otomobil değil, elinizdeki cep telefonlarına bakın, bataryasını kendiniz değiştiremezsiniz, geçen gün tv kumandasına gözüm takıldı, pillerini benim değiştirmem mümkün değil zira pillerin bulunduğu kısım kapalı… Evdeki 5 yaşından büyük ocağın bir gözünün çakmağı çalışmıyor, konu ile ilgili görüştüğüm servis,; ‘abi biz onu yapamıyoruz sadece yetkili servis yapıyor’ dedi. Bütün bunlar, parasını ödediğimiz ürünün mülkiyet hakkının tam olarak bizde olmadığını gösterir. Bize ait olan şey çeşitli gerekçlerle tam olarak bize ait değildir aslında… Farklı yollarla ürün ile ilgili tasarruf hakkımız elimizden alınmış vaziyettedir. 21. yüzyılda farklı bir kaynaktan dolayı mülkiyet hakkımız tehdit altındadır.

            Mülkiyet hakkı, monarşi karşısında burjuvazi sınıfının bir kazanımı olarak doğdu. Mülklerin, sahip ya da varislerce istendiği gibi tasarruf hakkının elde edilmesi uzun ve zorlu bir yolculuk ile elde edildi. Türkiye gibi ülkelerde hala ciddi mülkiyet sorunları var. Özellikle tek parti döneminde oluşan mülkiyet hakları ihlalleri hala tazmin edilmiş değil. Azınlıklar daha yeni yeni, okullarına, kiliselerine kavuşabiliyor. Onlar bu konuda bizlerden biraz daha şanslı, Anadolu’da yaşayan yerli halk, hala ciddi mülkiyet hakkı ihlalleri ile yaşamaya devam ediyor. Bütün bunların yanında yeni bir tür post- modern mülkiyet hakkı ihlalleriyle karşı karşıya geliyoruz. Bu hak gaspçısı devlet değil, bu kez özel tüzel kişiler, şirketler mülkiyet hakkımıza müdahil oluyor. Mal ve hizmetlerde bilişimin katkısı arttıkça mülkiyet hakkına tecavüz de kolaylaşıyor. Basit bir cıvata için yetkili servis şartı karşınıza dikiliyor. Peki ne olmalı ??

            Ürün ve hizmetleri kabaca üçe ayırmak gerekiyor.

  1. Mekanik üzün/mal veya hizmetler. Otomobil esasen mekanik bir gereçtir. Dolayısıyla çeşitli yazılımlar kullanılarak yetkili servise yönlendirilmesi, mülkiyet hakkına müdahaledir. Yazılım ve bilişim donanımları elbette kullanılmalı, buralardaki arıza, güncelleme için ise geniş yetki ağı, (özel servislere satış, kiralama vb.) yetki verilmelidir. Yağ değişimi, vb. mekanik işler için yetkili servis zorlamaları kesinlikle mülkiyet hakkına müdahaledir. Cep telefonu bataryası vb. mekanik işler için tüketici rahatlıkla yapabilmelidir, bu gibi işlerin servise zorlanması doğru değildir. Mekanik işlerde yetkili servis, özel servis veya kişinin tamir, bakım onarım değişim gibi işleri yapabilmesi mülkiyet hakkının bir gereğidir.
  2. Hibrit ürün/mal veya hizmetler: Burada yazılım vb. yapılar ile mekanik yapıların birlikte iş üretmesi söz konusudur. Çamaşır makinası, buzdolabı kısmen mobil telefon bu gruba dâhil edilebilir. Yazılım vb. ürün ve hizmetlerde mekanik ürünlerde olduğu gibi geniş değil kısmi mülkiyet sınırlaması olabilir. Güncelleme, yazılım yükleme değiştirme gibi hizmetlerde belli servis hizmetine yönlendirme olabilir. Ancak tamamen mekanik işlerde zorlama mülkiyet hakkına müdahaledir. Mobil telefonunuzun bataryasını kendimiz rahatça değiştirebilmeliyiz.
  3. Bilişim /yazılım ürün/mal veya hizmetler: Bilgisayar programları, yazılım programları vb. bu gruptaki ürünler için biraz firma veya kişinin yanındayım. Şifre kırmak, kırık program ile ürünün bir çok kişi tarafından bedava kullanılması bu kez ürünün sahibinin mülkiyet hakkının gaspı olacaktır. Burada, bakım, güncelleme ile ilgili aralıkların makul sürede olması yetki verilmiş, sertifikası olan bayi, temsilci vb kişi ve kurumlara bu hakkın verilmesi gerekir.

Yeni bir tür mülkiyet problemi ile karşı karşıyayız. Bu kez karşımızda kral/padişah veya devlet yapısı yok. Mülkiyet hakkımızı tehdit eden, şirketler devasa büyüklükte kurumlar var. Arıza ışıkları var… elimizde batarya var ama onu takamıyoruz cep telefonumuza.. belki de yanılıyorum bütün bunlar mülkiyet hakkına müdahale filan değildir. Ama basit bir ilkeden hareket ediyorum: ‘ Bana ait olan şeyden istediğim gibi tasarruf etme hakkım vardır’ !!!

      Ne dersiniz !!!

Öğretmenlik

Bu gün 24 Kasım yani Türkiye’de öğretmenler günü… Bu satırların sahibi de 21 yıllık öğretmen. Ben cari öğretmenlik algısına, Türkiye’de öğretmenliğin misyonuna eleştiri ile yaklaşanlardanım.

Öğretmenin Rolü

         Çerçevesi Osmanlının son döneminde çizilen ve bu gün de hala geçerli olan bir öğretmen misyonu var… “Cahil ve aydınlanmamış halkı aydınlatmak, medenileştirmek” bu misyon öğretmene aşkın bir anlam hatta kutsallık atfederek bu günlere geldi. Cumhuriyet bu misyon ile kuruldu. O dönemde halkın büyük çoğunluğunun yaşadığı köye 3 kişi gönderildi. Jandarma, öğretmen ve bazılarına göre imam/ muhtar. Bu üç kişi cumhuriyeti ve cumhuriyetin erdemlerini halka öğretmek gerekirse zor kullanmak üzere cumhuriyetin; vaaz edeni, devletin gölgesi görevini yürütmek üzere görevlendirildiler. Öğretmenler öğretmen okulları eliyle zaten yılmaz bir rejim bekçisi, rejim nebisi olarak yetiştirildi. Bu anlayış 19. Yüzyılın temel anlayışına uygundu. Bu rol, öğretmen ve eğittiği halk şehre gelmesine rağmen devam etti. Hala devam ediyor… “Öğretmen saygısı” denilen şey aslında; devlet kokusudur bu dönemde… Ama zaman değişti, anne babalar değişti, çocuklar değişti, devletler ve yönetim anlayışları değişti ancak öğretmen bence değişme ayak uyduramadı…

İyi Öğretmen

         Yetersiz öğretmeni tarif etmek biraz kolaydır ama iyi öğretmeni tarif etmek daha zorludur. En baştan başlayalım. Öğretmen, tek bir doğru olduğunu kabul eden ve bunu vaaz eden kişi değildir. İyi öğretmen, doğruyu iyiyi arayışta rehberlik eden profesyoneldir. İyi bir liderdir.

  1. Öğretmen samimi hümanist olmalıdır, görünüşte herkes demokrat hümanist filan. Gün boyu insanların anne babalarının insan hakları ihlal ediliyor bu normalleşmiş. Öğretmen tüm insanlara karşı gerçek bir sevgi saygı beslemelidir. Bu konuda sorunu olan varsa bu mesleği bırakmalıdır.
  2. Öğretmen bir şeyi öğretmez, öğrenmenin yolunu açar, çocuklara –gençlere hatta yetişkinlere öğrenme rehberliği yapan profesyoneldir.
  3. Liderdir, liderlik problemlere engellere çözüm bulma becerisidir, yol açma, cesaret verme misyonudur. Öğretmen “zoru” başarma “imkânsızı” deneme azmi oluşturur.
  4. Öğretmen pozitiftir, okul öğretmenlerinin (özellikle kamu okulunda) negatif, zayıf enerjili daima karamsarlık pompaladığını gözlüyorum bazen. Öğretmenlik/liderlik pozitiflik becerisine matuftur. Bu konuda başarılı olan çocuk-gençlere ilham verir, onların fark yaratmasına vesile olur.
  5. Öğretmen/lider, yenilikçidir, güncel pedagojik gelişmeleri takip eder, bunları hayata geçirir,
  6. Öğrencilerini tanır, onlara mutlaka ismi ile hitap eder, ama rolü liderlik öğretmenliktir. Arkadaşlık vb. rolleri üstlenmek doğru değildir.
  7. Lider/öğretmen ölçerek tartarak muhasebe ile ilerler. “ben anlattım” anlayışı ile yıllarını geçiremez, farklı teknikleri kullanarak sürekli ölçüm ve izleme yapar. Aksi halde, bilimsellik iddiası boş bir laf olarak kalır.
  8. Lider/öğretmen eşit davranır; Her öğrencisine fırsat eşitliği sağlamaya çaba harcar.
  9. Lider /öğretmen özel farklı birey duyarlığına sahiptir; okullarımızda özel eğitim kapsamında birçok çocuk var. Bu çocukların eğitim-öğretim ve öğrenme biçimleri farklıdır. Öğretmen bu bireylere karşı duyarlıdır, onların en üst düzeyde gelişmesi için çaba harcar.
  10. Lider/öğretmen yaratıcıdır; çocuk ve gençlerin daha iyi öğrenmesi için daima bir arayış içindedir, yeni materyaller, öğretim teknikleri üzerinde araştırma geliştirme yapar bunları uygular.
  11. Lider /öğretmen ölçme değerlendirmeyi iyi yapar. Pek çok öğretmen bu konuda yetersizdir. Ölçmenin genel ilkleri unutulmuş, sağdan soldan bulunan rastgele sınav kâğıtları öğrenicinin önüne konmaktadır. Bu durumda neyi, kim ne kadar öğrenmiş? Sorularına yanıt verilememektedir. Ölçme değerlendirmede başarılı olan öğretmen iyi bir liderdir, bu konuda kendini yenilemiş geliştirmiştir. İyi ölçme, doğru muhasebenin anahtarıdır.
  12. Lider/ öğretmen rehberlik anlayışına sahiptir; çocukların gençlerin gelişim özelliklerini bilir, risk faktörlerini bilir ve kariyer gelişimi konusunda rehberlik eder. Temel ekonomik göstergeleri, iş dünyasını, sektörleri yakında takip eder. Bu konularda öncülük ve rehberlik eder. Küçük bir not: “pozitif bir yaklaşım” ile,
  13. Lider/öğretmen kültürel kodları takip eder; iyi öğretmen kültürel gerçeklerin farkında olan bu durumu lehine dönüştüren kişidir.
  14. Lider/öğretmen toplumu tanır; iyi öğretmen okulunun çevresindeki toplumu, yapısını geleneklerini çok iyi tanır, öğrencilerinin evlerine misafir olur, esnaftan alış veriş yapar. Onlara tepeden bakmaz, onlara saygı duyar onları içten sever.
  15. Lider/öğretmen profesyoneldir; özellikle öğretmenlik mesleğinde gayr-ı profesyonellik daha fazla görünüyor. Bu durum çok sakıncalı, öğretmenler para kazanmak için bu işleri yapmaya aday olmuş kimselerdir. “Fedakarlık” söylemi, bakış açısı doğru değildir. Mesleğin ve işin doğal eylemlerini, sonuçlarını bu mesleğe giren kabul etmiş olmaktadır. Kimse onlara, buranın dikensiz gül bahçesi vaat ettiğini zannetmiyorum. Öğretmen her durumda profesyonellik ile yaklaşır öyle hareket eder.

Öğretmenlik mesleği değişmiş ve dönüşmüştür, eğitim liderliği şekline bürümüştür. Artık eski yol ve yöntemler eski anlayışlar ile öğretmenin ilerlemesi kaliteli sonuçlar elde etmesi mümkün değildir. Öğretmen öğrencilerinin yaşamında fark yaratabildiği ölçüde başarılıdır ve gerekli saygıyı görür.

Sağlıklı başarılı günler!

Girişimcilik

Eskilerin tabiri ile; “kendi işinin sahibi olmak”, olarak ifade edebiliriz. Girişimcilere ihtiyacımız var. Çağın gereği bazı ürün ve hizmetler talep azalması yaşarken bazı ürün ve hizmetlerde talep artışı doğmaktadır. Türkiye ekonomisinin girişimcilere ihtiyacı var. Çağımızın bazı faktörleri bunu kolaylaştırıyor aslında internet gibi.. sosyal medya gibi…Girişimcilik pek çok insanın hayalini kurduğu, pek azının denediği ve çok çok azının başarılı olduğu bir kariyer yolculuğudur. İnsan doğası, risk almaktan kaçınır, genellikle ;”kaybetmek en kötüsü” olarak değerlendirilir. Bir Atasözü şöyle der: Dimyata Pirince Giderken Evdeki Bulgurdan Olmak. Bu ve benzeri sözler girişimcileri, ailelerini daima korkutur. Sadece insan doğasının bir yönü ya da yaşanan olumsuz tecrübeler mi girişimcilerin önündeki engeller ?

Girişimciliği Zorlaştıran Faktörler

            Sosyo-ekonomik faktörler, girişimci adayı, içinde bulunduğu sosyo-ekonomik şartlar nedeniyle risk almada çekimser davranır. Ailesi, sık sık adaya garanti, düzenli geliri olan işleri salık verir. Girişim için gerekli sermaye yoktur ya da yetersizdir. Girişimcilere sermaye olabilecek fon ve kredi imkânları kısıtlıdır. Girişimci adayı, zayıf network ağına sahiptir bu durumda, kendine rehberlik edecek bilgi, deneyim ve çevre imkânlarına ulaşmaz. Girişimci adayının önündeki en büyük engel sosyo-ekonomik sınırlılıklardır.

            Girişimciliğe diğer engel ise, “ihtiyaç” teorisidir. Yani, ihtiyaçları karşılanan aday risk alma gerekliliği hissetmez. Genellikle orta-üst sınıfların çocukları bu duruma maruz kalır. Bu kesimde işsizlik de yüksektir, zira yeterli harçlık alan, bir dediği iki edilmeyen genç bütün vaktini cep telefonunda geçirir. Bu durumdaki bir kimsenin, işi, evlenmesi, askerliği vb. ekonomik ihtiyaçları ebeveynleri tarafından karşılanır. Dolayısıyla, çalışmasına, risk almasına, bir iş yeri açmasına gerek yoktur. Bir konferansta; anne-babalara, okuldan (üniversite) mezun gence harçlık vermemelerini salık verdim, bir hayli şaşırdılar. Hipotezim aynı: ihtiyaçlar karşılanıyorsa çalışmaya risk almaya karşı isteksizdir..

            Ülke kültürü, Türkiye’de girişimciler, müteahhitler kendi işini yapmaya çalışanlar aşağılanır. Bu kesimlerin kazandığı para “lekeli” kabul edilir. Bu bakış açısı, girişimci genci daha baştan bezdirir. Bu durum yeterli girişim, olmamasını, yeni iş kollarının doğmasını ve ekonomik gelişmeyi engeller. Bazı iş kollarına şüphe ile yaklaşılması da adayları yorar. Sanal oyun tasarlayacağını söyleyen bir genci kaç kişi, kaç öğretmen ciddiye alır destek olur. Okullarımızda girişimcilik dersi, kurs atölye programları yok gibi bir şeydir. Hayatları boyunca, eğitim vs. ile öğrenme deneyimi yaşamayan, bilmeyen hayal kurmayan birisi nasıl girişimci olabilir ?

Girişimci Adayları için Fırsatlar

            Girişimciler için her şey kötü değildir, hatta sürekli iyi gidiş gözlenmektedir. Fırsatlara bakalım.

            Bilişim dünyasındaki gelişmeler, dünya bir köy değil bir cep telefonu artık. Bu durumda girişim yapmayı, girişimin başarılı olma ihtimalini arttırıyor. Bir ofis, iş yeri, mağza vb. yer olmadan da ürün veya hizmeti tanıtabilirsiniz. İnternet ve sosyal medya bize bu imkânı sağlıyor. Girişimci adayların önündeki en önemli fırsat budur.

            Girişimci adaylara bakış değişiyor, gittiğim okullarda her sınıftan bir iki girişimci adayı çıkıyor, hedeflerindeki işi soruyor onlara cesaret dolu sözler söylüyorum. Ailelerinin de bu adaylara destek olduğunu görüyorum bunlar çok iyi gelişmeler. Okullarda seçmeli girişimcilik dersi var, kulüpler ve hatta ciddi projeler var. Bunlar çok önemli gelişmeler. Toplum artık girişimci adayına daha sıcak bakıyor.

            KOSGEP, İş-Kur gibi kurumlar girişimci gence eğitim,  hibe ve kredi gibi destekler sağlıyor. Bunlar da çok önemli gelişmeler ama yeterli değil, farklı fon ve krediler sağlamak gerekiyor. Risk kredileri, girişim ortaklıkları hatta gönüllü bağış sistemleri kurulmalıdır.

Son olarak girişimci adaylarına iş önerileri:

 1.        İş Önerileri

1.1.     Eve doktor servisi ,

1.2.     Otomobil vize işlemleri aracılığı,

1.3.     Özel kolej kurmak,

1.4.     Cep telefonu uygulaması programlamak,

1.5.     Yatırım danışmanlığı,

1.6.     Sanal ticaret

1.7.     Nadir bulunan ürün temini, ticareti,

1.8.     Ev mobilya yedek parçaları ticareti,

1.9.     Küçük paralarla yatırım: Viop, Forex gibi.

1.10.   Eğitim danışmanlık şirketi kurmak.

1.11.   Özel eğitim rehabilitasyon merkezi kurmak,

1.12.   Özel kütüphane kurmak,

1.13.   İş dünyası eğitim şirketi kurmak…

            Girişimci gençlerin sayısının artması dileğiyle !

WordPress.com ile Oluşturulan Web Sitesi.

Yukarı ↑