Olağan Zamanda Olağandışı Bayram

Bu gün, M.S 25 Mayıs, 2020, Hicri: 2 Şevval 1441 Ramazan Bayramının 2. günü. Buraya kadar her şey normal, ama Covid-19 pandemisi nedeniyle bayramı sokağa çıkma yasağı ile karşılıyoruz.

            Aralık 2019’da birisi çıkıp ‘bayramda sokağa çıkma yasağı olacak’ deseydi, ben de dâhil çoğumuz gülüp geçerdik. Ama bu ve benzeri kehanetler gerçek oldu ve bayramda sokağa çıkma yasağı var….Tüm Türkiye’yi kapsayan yasak bayramın 3. günü saatler: 00.00 gösterdiğinde sona erecek. Zaten bir süredir özellikle büyükşehirlerde uygulanan sokağa çıkma yasağının devam edip etmeyeceğini henüz bilmiyoruz. Zira, 125 nanometre büyüklüğündeki virüs tüm dünyayı esir aldı. Virüsün yayılmasını engellemek, azaltabilmek için 4 günlük sokağa çıkma yasağı ilan edildi. 90’lı kuşağın hiç bilmediği, bizim ve daha yaşlıların ‘genel nüfus sayımı’ nedeniyle uygulanan sokak yasağı birden içinde yaşadığımızın normali oldu. Bu yeni gelişme bayramların klasik havasını, kutlama biçimlerini de etkiledi…

            Bayramlar, genellikle büyüklerin ziyaret edilmesi, akrabaların ziyareti veya ağırlanması ve son olarak da 2. 3. günler gezi şeklinde değerlendirilirdi. Bayram namazının bitilmesi ile birlikte bayramlaşma başlar bayram boyunca sürerdi. Büyükler ve akrabalar ile bayramlaşma faslı bitince gezi alanları, parklar, sahiller mesire alanlarına akın başlardı… İkinci bayram günü pek çok alış veriş mekânı açık olur araya alış veriş de sıkıştırılırdı… Bunların yanında tatil olduğu için söz, nişan ve düğün gibi etkinliklerin ardı arkası kesilmezdi… Bayramın son günü ile birlikte yollara düşülür, İstanbul Anakara gibi şehirlerin girişlerinde kilometrelerce araç kuyruğu oluşurdu… Ya ! nerde eski olmayan, eski bayramlar…

            Olağanüstü bir zamana denk gelen Ramazan bayramı, teknolojinin de desteği ile geleneksel bayram etkinlikleri yapılabiliyor. İlk farklılık, bayram namazı yoktu. Bu nedenle bayram biraz daha erken başladı. Sonra hemen herkes telefonlara sarıldı, büyükler arandı. Bu ilk konuşma faslından sonra, bu kez görüntülü görüşme yapıldı, uzaktan da olsa aile büyükleri, hısım akraba görülebildi. Dıgıtal teknoloji bu olağandışı zamanı bir nebze de olsa normal hale getirdi. Bundan sonraki bayram gelenek ve rutinleri bıçak gibi kesildi, genellikle insanlar televizyon, bilgisayar ve cep telefonlarının ekranına kilitlendi. Konserler, bayramlaşmalar ve daha pek çok bayram geleneği dıgıtal ortamda akıp gitti…  

            Kurban bayramında ne olacağını kimse bilmiyor… büyük ihtimalle sokağa çıkma yasağı olmayacak ya da sınırlı bölgelerde olacak… Her şey eskisi gibi olmayacak ama bazı şeyler eskisi gibi devam edecek… Bu 2020’nin Ramazan Bayramı tarihe, ‘sokağa çıkma yasağının olduğu’ bayram olarak geçecek. Ben ise, bu bayramı, ‘dıgıtal bayram’ bayram olarak hatırlayacağı İyi bayramlar…

Ermişler Çağı

Efendim malumunuz Covid-19 salgını nedeniyle tüm dünya olağanüstü günler geçiriyor. Hala salgının sonunu tahmin edebilen yok… Bu süreçte kısmi karantina uygulaması nedeniyle evlerimizdeyiz. Toplumsal bilinci açık tutmak için sosyal medya üzerinden, WhatsApp gruplarından gelen çağrıların ardı arkası kesilmiyor. Bu durumda beni rahatsız eden usul ve davranışlar var.

            Çağrılardaki dili fark etmişsinizdir. ‘Sen dili’ yani çağrıyı yapan işi/sorumluluğu karşısındakine atıyor. Şöyle bir mesaj veriyor. ‘Ben yüce hakikati/ büyük tehlikeyi biliyorum. Siz aciz/cahillere bildiriyorum’ Birinci mesaj bu, acaba bu kişinin iki beyni mi var? , MİT, CIA ve benzeri istihbarat örgütleriyle ilişkisi mi var? gibi düşünceler ve şüpheler insanı rahatsız ediyor. Bu tür ‘sen dili’ mesajları ikinci olarak yazanın sorumluluğu olmadığını ya da ideal tutum ve davranışları kusursuz olarak yerine getirdiğini/getirmekte olduğunu ilan ediyor. Böylece mesajı alan bizler; kendimizi aciz, bilgisiz ve yetersiz hissediyoruz. Bazen de bu mesajları saat başı gönderenleri yakından tanıyoruz. Yerlere çöp attığını, toplumsal hayattaki birçok kuralı çiğnediğini biliyoruz.  Bu tür mesajları görünce gerçekten de rahatsız oluyoruz. Bir diğer nokta bu mesajları yazanların/paylaşanların çoğu sizin bizim gibi ortalama eğitimi olan, kritik bir konumda olmayan sıradan insanlar. A bir bakıyorum ! sanki belediye başkanı, bakan, bir kurumun müdürü filan …  Oysa değil, biz ne biliyorsak o da aynısını belki de daha azına sahip. Tüm gün TV’de dedikodu programı takip eden, bilmem kaç sezonluk 3.sınıf dizi müptelası, güya bize akıl veriyor, rahatsız edici…

            Peki sosyal medyada ya da diğer mecralardan mesaj/çağrı bilgilendirme yapmayalım mı? Diyenleri duyar gibi oluyorum. Tabii ki de yapacağız, doğruluğunu teyit ettiğimiz bilgileri paylaşacağız, uzmanlardan aldığımız bilgileri, kamu yöneticilerinin çağrılarını yayınlayacağız. Buraya kadar bir sorun yok. Kişisel görüşlerimizi, önerilerimizi deneyimlerimizi de paylaşmak yararlıdır. Sadece dil ve iletişimde, içerikte biraz daha özenli olmak gerekiyor.

            ‘Ben dilini’ kullanalım. Yani; ben ….. yaptım, … davrandım, … öneriyorum gibi…

’48 Evden Çıkma’ yerine, ’36 saattir evdeyim’ gibi. ‘Evden gıda maddesi almak için Cuma sabah 09.30’da çıktım fırın ve marketten 23 dakikada hızlıca ihtiyaçlarımı aldım geldim, evdeyim’ gibi mesaj/çağrılar yapabiliriz. Çok daha etkili, dilde üstenci/çok şey biliyorum tavrı olmamalı…İnsanların evde verimli vakit geçirmelerine yardımcı olacak öneriler varsa ürünler fotoğraflarıyla birlikte paylaşabiliriz. Her kes kitap okuyun çağrısı yapıyor ama bir kişi okuduğu kitabı ve kısa bir özetini paylaşmıyor. Herkes çocuklara vakit geçirin diyor ama kendisinin ‘telefonu büyütme’ dışında bir eylemine tanık olmuyoruz.

            Özetle ben dilini kullanalım, kendimiz yapalım model olalım. Söz ile davranış yarışında davranış kazanır.

            Ne dersiniz !

WordPress.com ile Oluşturulan Web Sitesi.

Yukarı ↑