Gezmek, Görmek; Yaşamak

Haziran ayının ikinci haftasında öğretmenlere yönelik düzenlenen programda eğitim görevlisi olarak Ankara’nın Kızılcahamam ilçesine misafir oldum. Bu süreçte daha önce fark etmediğim pek çok şeyi fark ettim. Burayı gezmiştim, ama görmemişim, anlamamışım ve yaşamamışım…Bütün  bunları paylaşmak istedim.

          Yaz tatilindeyiz, milyonlarca insan yollarda, köy, kent, kasaba, sahil bölgeleri, ören yerleri, antik kentler, yaylalar, göller, otantik yerler, çarşılar insan seli altında kayboluyor. Herkesin elinde cep telefonu, fotoğraf makinası, canlı video yayınlayanlar, her adımını her gördüğünün fotoğrafını çekenler çoğunlukta… bu durum bana biraz tuhaf geliyor. Acaba diyorum bu insanlar bakıyor mu? Görüyor mu? ve yaşıyor mu ?

          İnsanlar önceki yıllara göre çok daha mobilize, iletişimin altın çağında yaşıyoruz. Bütün bunlar gezme, görme, tatma ve yaşama zenginliği fırsatı sunuyor… Nereye gitsem benzer bir izdihamla karşılaşıyorum. Adım başı fotoğraf çeken, poz veren, elindeki selfi çubuğuna takılı telefonu ile her adımını videoya kayıdı yapanlar, canlı yayınlar… bazı noktalarda fotoğraf çekmek veya oradan bir poz vermek için sıra bekleyenlerin manzarası artık olağanlaştı…Bütün bu koşuşturmada gezinin üç tadını atlıyoruz: bakmak, görmek (anlamak) ve yaşamak…Günün sonunda çoğu anlamsız bir yığın fotoğraf, video denizi ve tuhaf bir yorgunluk elimizde kalan…

          Bütün bunları düşünmeme neden olan Kızılcahamam ziyaretimize geri dönelim. Kızılcahamam, Ankara’ya 60 km uzaklıkta, eski İstanbul Yolu (D-100) üzerinde bulunan ormanlık alanı ve kaplıcalarıyla ünlü küçük güzel bir ilçe… Kızılcahamam’a günübirlik olarak 5-6 kez gitmiştik daha önce. Bir yıl önce de bir hafta burada kalmıştım.   Sabah saat: 8.30 gibi eğitimin düzenlendiği okula geldim, henüz eğitimin başlamayacağı için ilçe merkezine doğru yürüdüm, bir fırından sütlü ekmek (küçük çörek) aldım ve bir çay ocağının yıpranmış taburesine oturuverdim. Birkaç çay ile sütlü ekmeği yedim. Bir süre sonra okula giderek görevi yerine getirdim. Öğleden sonra oldu bu arada yine çarşıya yürüdüm, etrafa eski evlere baktım, şehrin sakinliğini hissetim, muhteşem havasını derin derin yaşadım. O gün şunu fark ettim: ‘Ben Kızılcahamam’a gelmiştim, ama görmeden, anlamadan ve yaşamadan geriye dönmüştüm..’ Oysa ne kadar muhteşem berrak bir havası vardı daha önce hiç farkında olamamıştım…Bir hafta boyunca Kızılcahamam’ın daha fazla farkında olmaya çalıştım, bir tane dahi fotoğraf çekmedim, videolar yoktu! İddiam okur ki bu olay gezi sonrası birçok insan tarafından yaşanıyor…Bazen bir ikinci defa gittiğinizde fark ediyorsunuz… gezdik, baktık ama anlamadan ve yaşamadan oradan ayrıldık…Şimdi de farklı yerleri görmek için yollara düşenlere birkaç öneri sunalım

  1. Oybirliği İlkesi: aile veya bir grupla gezi planı varsa önce gezilecek yer konusunda oybirliğine ulaşmaya çalışın…
  2. Gezi planı, gezinin bir planı olsun, bu planda hareket saati, mola yeri, gezi bölgesi planı ve yemek ve dönüş zamanı yer alsın..
  3. Çok tercih alan yerleri olabildiğince haftaiçi günlerde ya da bayram resmi tatil dışı günlerde gezin.
  4. Geziye erken saatlerde başlayın, asıl yığılmanın yaşanacağı saatlerden 1 saat erken hareket etmek önemli bir zaman kazandıracaktır. Ayrıca sabah erken saatler bir yeri hissetmenin yaşamının en uygun zamanıdır.
  5. Fotoğraf ve video için kısa ama doğru yer ve zamanı planlayın.
  6. Önceden küçük bir fotoğraf çekme eğitimi yapın ve prova edin, böylece fotoğraf için az zaman harcar hem de az ama güzel bir fotoğraf koleksiyonuna sahip olursunuz.
  7. Video için de aynı hazırlıkları yapın,
  8. Gezmekte olduğunuz yerin sizce en güzel yerinizi bulduğunuzda, fotoğraf video çekmeyi bırakın ve o anı yaşamaya yoğunlaşın…
  9. Gezi bölgesi ile ilgili gözlemlerinizi internet üzerinden kısaca yazın birkaç fotoğraf ekleyin, unutmayın burayı gezmek isteyenlere bu yazılan notlar rehberlik yapmaktadır.
  10. Geziden sonra işe/okula dönülecekse en azından yarım gün dinlenme için vakit ayırın.

Gezi, gözlem öğrenme tanıma anlama imkânı verir, gezilen yerlerin bir de arka planı vardır. Bunun için biraz arkaya, engine bakmayı da ihmal etmeyelim. Alanya’ya giden ve Toros Dağlarından geçen Seydişehir-Alanya Manavgat yolunu birçoğumuz belki çokça gelip geçmiştir. Ancak oradaki göçerleri keçi sürülerinin kayalıklardan simsiyah bir ip gibi gün doğumda aktığını, derme çatma çadırları, kızıl toprakta oynayan ve çalışan çocukları çok az insan fark etmiştir. Fotoğraflarını çeken belki de kimse olmamıştır. Kahvaltı için otelin açık büfesinde bekleyen peynirler işte böyle yapılıyor. Son olarak gezi sırasında, temel coğrafya bilgilerinizi hatırlayıp bazılarını çocuklara ifade etmekte fayda vardır.

Anı yaşa !

Okula Dönüş, Öğretmen Kariyer Basamaklarına Hazırlık

Eğitim camiası bu günlerde oldukça hareketli günlerden geçiyor. Zira öğretmenlik kariyer basamakları uygulaması başladı. Sayıları 700 bini bulan öğretmenler bir yandan tatil yapmaya bir yandan da ön şart olan eğitimleri tamamlamaya bir yandan da kasım ayında yapılacak sınavlara hazırlanmaya çalışıyorlar.

          Öğretmenlik Meslek Kanunu, 14.02.2022 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Alt mevzuat çalışmalarından sonra süreç netleşti. Uzman Öğretmenlik için 180 saat eğitimi, Başöğretmenlik için 240 saatlik eğitimi tamamlamak gerekiyor. Yüksek lisans yapmış uzman adayları ve doktora yapmış başöğretmen adayları sınavlardan muaf tutulacak.

          Bu yazıda; öğrenme kuralları çerçevesinde sürece hazırlığı, sanal ortamda verilen eğitimleri daha fonksiyonel hale gelmesi için önerilerimi ifade etmeye çalışacağım.

          Eğitim konuları

  1. Öğrenme ve Öğretme Süreçleri
  2. Ölçme ve Değerlendirme
  3. Özel Eğitim ve Rehberlik
  4. Eğitim Araştırmaları ve Ar-Ge Çalışmaları
  5. Eğitimde Kapsayıcılık
  6. Çevre Eğitimi ve İklim Değişikliği
  7. Sosyal Etkileşim ve İletişim
  8. Dijital Yetkinlik
  9. Güvenli Okul ve Okul Güvenliği
  10. Okul Geliştirme ve Liderlik (Başöğretmen Adayları İçin)
  11. Sosyal Duygusal Öğrenme Becerilerinin Geliştirilmesi (Başöğretmen Adayları İçin)
  12. Bilişsel Düşünme Becerileri (Başöğretmen Adayları İçin)

Eğitim videolarındaki eğitim görevlileri akademisyenlerden oluşuyor. Az sayıda da MEB’de görevli bürokrasiden uzmanlar görev almış… Eğitimlerde teorik yön ağır basmakta bunun yanında pratik bazı uygulama ve yaklaşımlar da öğretmenlere sunuluyor.

Sınava Hazırlık

MEB’in ilan ettiği takvime göre Kasım 2022 ‘de Uzman ve Başöğretmenlik sınavları yapılacak.. Bu sürece hazırlık halinde olan öğretmenlere bazı öneriler sunmak isterim.

  1. Öğrenmenin ilkelerine göre eğitim videolarını takip etmekte fayda var. İlk olarak öğrenme açısından günün en verimli saatleri 10.00 – 12.00 ve 14.00-16.00 arasındadır.
  2. Etkin Dinleme: Burada olabildiğince etkin dinleme yapmakta fayda var. Öncelikle sesin ve görüntünün izleyiciye iyi ulaşması gereklidir. Eğitimleri takip edilen ortamda gürültü başka görsel (tv vb.) olmamasında fayda vardır. Eğitim videolarının masa başında sandalye üzerinde izlenmesi gerekir.
  3. Not alma: Not defteri oluşturmak ve her ünite ile alt konularını yazmak gerekir. Eğitim sırasında önemli noktalar video durdurularak not alınmalı, alınan notlar çeşitli işaretlerle vurgulanmalıdır. Örneğin: ‘çok önemli, önemli, dikkat. ? …’ gibi
  4. Tekrar: Eğitim konusu dinlendikten sonra 10 dakika bilgiler yüksek sesle tekrar edilmelidir. Unutulmamalı ki ‘öğrenme malzemesi kapalı iken hafızadan tekrarlanmayan bilgi öğrenilmemiştir.’
  5. Soru Çözümü: bir sınav söz konusu olduğunda konu ile ilgili farklı soru biçimlerini görmek, bunlara hazırlıklı olmak son derece önemlidir. Her hafta minik denemelerle kendinizi ne kadar öğrendiğinizi test edin.

Öğretmenlik Kariyer Sistemi öğretmenlere birçok fırsat sunuyor. Bu yolla unutulmuş belki de lisans eğitimi sırasında hiç edinilmemiş bilgilere sahip olunabilecektir. Yıllar sonra sınav heyecanı bir kez daha yaşanacaktır. Hepsinden önemlisi bu eğitimler, sınıftaki öğretmeninin yetkinliklerinin gelişmesine katkı sunacaktır.

Başarılar !

Rekabete Düşman Yoksulluğa Dost

Üçer hafta ara ile iki öğretmen eğitim çalışmasında görev aldım. Genel olarak kamuda çalışanlar ve özel olarak da öğretmenlerin ilkel bir rekabet düşmanlığı tutumu takındıklarını gördüm. Rekabet ile gelişme, üretim artışı, verimlilik, kalite kalkınma ve zenginlik arasındaki paralelliğin neredeyse hiç farkında değiller. Bu anti rekabetçi tutumlar toplumun geneline yayılmış vaziyette maalesef.

     Tolumda anti rekabetçilik nasıl çalışıyor. Çocuğu sınava mı girecek; ‘bir onun veya onun onay verdikleri sınava girsin. Çocuk bir okula mı başladı! onun çocuğu tek başına o okulda eğitim alsın! Üniversite de mi okuyacak onun çocuğu üniversite kapısından tek başına girsin! Son olarak onun evladı bir meslek mi edindi, yanında yöresinde o meslekten kimsecikler olmasın’ bu satırlarda ifade etmeye çalıştığım anti rekabetçilik tam bu şekilde çalışıyor. Üniversite tercih sürecinde taban puan uygulamasının kaldırılmasına tepki var. Neden aynı durum geçerli… biz ve bizim gibiler ayrıcalıklı olsun, rekabet etmeden, çalışmadan çaba harcamadan bir yerlere gelsinler… Bir dönem yabancı uyruklu doktorların Türkiye’de çalışması gündeme gelmişti. Başta doktorlar olmak üzere itirazlar yükselmişti. Aynı durum… Rekabete kapalıyız kardeşim…

     Kamu sektöründeki anti rekabetçilik verimsizliğe, kalite düşüklüğüne ve dünyanın gerisinde kalmamıza neden oldu oluyor…

Anti rekabetçi tutum bizi nereye götürür?

  • Okullardan mezunlar niteliksiz yığın olur,
  • Esnaf ve zanaatkâr yok olur gider,
  • Öğretmenler sadece ders anlatır, çocuğumuza katkısı olmaz,
  • Girişimci sayısı azalır hatta yok olur.
  • Yeni icat ve keşifler görülmez olur.
  • İnsan kalitesi hızla düşer,
  • Tüm ülke hızla yoksullaşır,
  • Üretim düşer, verimsizlik normalleşir.
  • Katma değerli üretim yok olur.
  • İnovasyon düzeyi sıfıra iner.
  • Yoksulluk kanıksanır, insanlar canlı cenaze olur.
  • Mutluluk ve umut düzeyi hızla geriler,
  • Suç ve şiddet artar, düzen ve hukuk yara alır,
  • Rüşvet, kayırmacılık normalleşir.
  • Dünyadan kopar, üçüncü dünya ülkesi oluruz.

Rekabetin Büyüsü

Rekabet insan doğasına uygundur. İnsanlık tarihi boyunca farklı alanlarda ve farklı biçimlerde daima rekabet olagelmiştir. Rekabetin asıl yükselmesi ilk olarak sanayi devriminde başlamıştır. 2000’li yıllardan itibaren inovasyon çağının gereği olarak yine rekabet gelişimin, zenginliğin en önemli itici gücü olamaya devam etmiştir. Küresel dünyada rekabet edemeyenin hayatta kalması her geçen gün zorlaşmaktadır. Bazen; ‘ben kedimle rekabet ediyorum, yapıcı rekabet, tatlı yumuşak rekabet’ gibi şeyler duyuyoruz. Rekabette bu tür yaklaşımlar fonksiyonel değildir, her hangi bir gelişme iyileşme sağlamaz. Bütün bunlar genç nüfusu, rekabete uygun, rekabet etmeye hazır olarak yetiştirme mecburiyetini gösteriyor. Neler yapılmalı/yapmalıyız?

  • Kurumlar (kamu kurumu) rekabeti özendirmeliyiz,
  • Kamu çalışanları arasında rekabetçi bir yapı oluşturmalıyız.
  • Tekel kurumlara izin vermemeli, isteyen herkesin ilgili sektörde yatırım ve üretim yapma önünde engel olmamalıyız.
  • Eşit ücret politikasını terk etmeliyiz, daha çok çalışan, kaliteyi geliştiren daha çok kazanmalıdır.
  • Rekabet şartları içinde ön plana çıkanları ödüllendirmeliyiz.
  • Ortaokullar arasında rekabeti başlatmalıyız.
  • Liseleri rekabet edebilen kurumlar haline getirmeliyiz.
  • Üniversiteler tamamıyla rekabet üzerine kurgulanmalıdır.
  • ARGE politikasını yeniden gözden geçirmeliyiz.

Etik kurallara bağlı rekabetçilik kötü veya yanlış bir şey değildir. Özellikle gençlerin rekabetten beri tutulması, rakiplerin olmaması veya yok edilmesi gibi tutum ve inanışlara sürükleyecek eylemlerden, söylemlerden uzak durulmalıdır. Bilakis, rekabet vardır, dün de vardı, bu gün de var ve yarın da olmaya devam edecektir. Muhteşem insan kaynağının pısırık, hazırcı ve rekabet edemeyen olarak yetişmesi bizim sonumuz olur.

WordPress.com ile Oluşturulan Web Sitesi.

Yukarı ↑