Uzaktan Eğitimin Kalitesi İçin

Covid-19 salgını nedeniyle bir süredir uzaktan eğitim uygulaması yapılmakta. Uzaktan eğitime Türkiye yabancı değil aslında uzun yıllaradır açık öğretim okulları bu sistem ile devam etmektedir. İçinde bulunduğumuz durumda uzaktan eğitimde 3 temel uygulama göze çarpmaktadır. Birinci en yaygın uygulama veli ve öğrencilerden oluşan WhatsApp grupları üzerinden ödev göndermek ve gelen yanıtları incelemek şeklinde olan uygulamadır. İkinci uygulama, Youtube ve benzeri video uygulamaları üzerinden kayıt yapıp öğrencilerin diledikleri zamanda bu ders içeriğine ulaşması şeklindedir. Üçüncü uygulama eba ve benzeri platformlar üzerinden canlı ders işlenmesidir. Canlı ders, diğerlerine göre daha etkilidir, bu yolla öğretmen öğrenci etkileşimi sağlanmış olmaktadır. Öğrenciler zihinlerini meşgul eden soruları sorabilmekte, günlük zaman yönetimi daha gerçekçi olarak planlanabilmektedir. Bu yeni süreçte canlı ders yapan öğretmenlerimize önerilerimiz olacaktır.

Öğretmenlere Öneriler:

Dersten Önce

  • Dersin gün ve saatini en az bir hafta önceden planlayın.
  • Planlamada günün en verimli saatlerini (10.00-12.00 ve 14.00-16.00) tercih edin.
  • Ders zamanını öğrencilere bildirin.
  • Ön hazırlık yapın,
  • Canlı ders ile ilgili materyallerin bilgisayarınızda hazır olmasını sağlayın,
  • Küçük bir prova yapın.
  • Ders zamanını bir gün ve bir saat öncesinde bir kez daha öğrencilere hatırlatın,
  • Canlı ders sunumunu sessiz bir odada, masa başında olacak şekilde hazırlayın,

Ders Sırasında

  • Yoklama yapın, öğrencilerin hatırını sorun.
  • Dersteki konu ve kazanımları kısaca açıklayın,
  • Derste, sözel anlatımı görsel etkinliklerle destekleyin.
  • Kritik bilgileri tekrarlayın.
  • Öğrencilerin not almasını sağlayın,
  • 30 dakika sonra 5 dakikalık bir ara verin, bu arada bir müzik parçası, bir fıkra vs. olabilir.
  • Soru yanıt yöntemini kullanın,

Dersten Sonra

  • Ödev verin,
  • Katılanlara teşekkür ederek dersi bitirin,

Ne diyelim; ‘iyi dersler öğretmenim’ !!

Ermişler Çağı

Efendim malumunuz Covid-19 salgını nedeniyle tüm dünya olağanüstü günler geçiriyor. Hala salgının sonunu tahmin edebilen yok… Bu süreçte kısmi karantina uygulaması nedeniyle evlerimizdeyiz. Toplumsal bilinci açık tutmak için sosyal medya üzerinden, WhatsApp gruplarından gelen çağrıların ardı arkası kesilmiyor. Bu durumda beni rahatsız eden usul ve davranışlar var.

            Çağrılardaki dili fark etmişsinizdir. ‘Sen dili’ yani çağrıyı yapan işi/sorumluluğu karşısındakine atıyor. Şöyle bir mesaj veriyor. ‘Ben yüce hakikati/ büyük tehlikeyi biliyorum. Siz aciz/cahillere bildiriyorum’ Birinci mesaj bu, acaba bu kişinin iki beyni mi var? , MİT, CIA ve benzeri istihbarat örgütleriyle ilişkisi mi var? gibi düşünceler ve şüpheler insanı rahatsız ediyor. Bu tür ‘sen dili’ mesajları ikinci olarak yazanın sorumluluğu olmadığını ya da ideal tutum ve davranışları kusursuz olarak yerine getirdiğini/getirmekte olduğunu ilan ediyor. Böylece mesajı alan bizler; kendimizi aciz, bilgisiz ve yetersiz hissediyoruz. Bazen de bu mesajları saat başı gönderenleri yakından tanıyoruz. Yerlere çöp attığını, toplumsal hayattaki birçok kuralı çiğnediğini biliyoruz.  Bu tür mesajları görünce gerçekten de rahatsız oluyoruz. Bir diğer nokta bu mesajları yazanların/paylaşanların çoğu sizin bizim gibi ortalama eğitimi olan, kritik bir konumda olmayan sıradan insanlar. A bir bakıyorum ! sanki belediye başkanı, bakan, bir kurumun müdürü filan …  Oysa değil, biz ne biliyorsak o da aynısını belki de daha azına sahip. Tüm gün TV’de dedikodu programı takip eden, bilmem kaç sezonluk 3.sınıf dizi müptelası, güya bize akıl veriyor, rahatsız edici…

            Peki sosyal medyada ya da diğer mecralardan mesaj/çağrı bilgilendirme yapmayalım mı? Diyenleri duyar gibi oluyorum. Tabii ki de yapacağız, doğruluğunu teyit ettiğimiz bilgileri paylaşacağız, uzmanlardan aldığımız bilgileri, kamu yöneticilerinin çağrılarını yayınlayacağız. Buraya kadar bir sorun yok. Kişisel görüşlerimizi, önerilerimizi deneyimlerimizi de paylaşmak yararlıdır. Sadece dil ve iletişimde, içerikte biraz daha özenli olmak gerekiyor.

            ‘Ben dilini’ kullanalım. Yani; ben ….. yaptım, … davrandım, … öneriyorum gibi…

’48 Evden Çıkma’ yerine, ’36 saattir evdeyim’ gibi. ‘Evden gıda maddesi almak için Cuma sabah 09.30’da çıktım fırın ve marketten 23 dakikada hızlıca ihtiyaçlarımı aldım geldim, evdeyim’ gibi mesaj/çağrılar yapabiliriz. Çok daha etkili, dilde üstenci/çok şey biliyorum tavrı olmamalı…İnsanların evde verimli vakit geçirmelerine yardımcı olacak öneriler varsa ürünler fotoğraflarıyla birlikte paylaşabiliriz. Her kes kitap okuyun çağrısı yapıyor ama bir kişi okuduğu kitabı ve kısa bir özetini paylaşmıyor. Herkes çocuklara vakit geçirin diyor ama kendisinin ‘telefonu büyütme’ dışında bir eylemine tanık olmuyoruz.

            Özetle ben dilini kullanalım, kendimiz yapalım model olalım. Söz ile davranış yarışında davranış kazanır.

            Ne dersiniz !

Yazmak

Bu satırlarımı okuyanlar ilk kez bir şey yazmaya çalıştıklarında muhtemelen benimle aynı cümleyi kullanmışlardır. ‘Yazmak ne kadar zormuş’ gerçekten de öyle okuyoruz, gözlem yapıyoruz, bilgileri izliyoruz ve kendimize ait fikirler yorumlar oluşturuyoruz ama yazmıyoruz,  yazamıyoruz…

            Yazma konusundaki sorunun kaynaklarında birincisi, eğitim yaşantımızda gizli, zira sistem okuma ve hafızaya kaydetme üzerine kurulu. Hani bir dilekçe bile yazamayanları, yanlış yazanları en temel dil bilgisi kurallarını altüst edenleri görünce Türkiye’de bir ‘yazma problemi’ olduğunu kabul etmeliyiz. İkinci sorun ise, abartılı beklentiler.  Çok okunan bir gezi yazısı, çok beğenilen bir anı, öykü, herkesi ağlatacak bir şiir ya da tüm dikkatleri üzerimize çekecek bir makale yazmak istiyoruz. Bazen de deniyoruz… bir süre sonra hedef ile elimizdekiler uyuşmayınca bırakıyoruz.

            Bu satırların yazarı da benzer süreçlerden geçti, hala daha bazen oturup yazmakta, düşüncelerimi derleyip bir sistematik içinde sunmakta zorlanıyorum. Bir sürü yarım kalmış yazım (makale) var. Benim bir diğer sorunum dil bilgisi hataları, ve edebi anlatım eksikliği… bu konuda yalnız olmadığımı düşünüyorum. Batı dünyasını bizden ayıran en önemli yan, yazın üretmedeki başarılarıdır. Yazılı eser (kitap, anı, günlük, blok, makale vs.) üretmemenin ülke gelişimini de ket vurduğunu düşünüyorum. Çok önemli bir yemek tarifi, çok kıymetli bir şiir denemesi, teknik bir buluş ve daha pek çok şey yazılmadığı için zamanla toprağa gömülüyor.

            Yazmak konusunda bir diğer tehlike sosyal medya, burada birkaç cümleyi geçmeyen, çoğunlukla bir başkasının ortaya attığı düşünceleri paylaşınca rahatlıyoruz. Yazma konusunda, bir tatmin duygusu oluşuyor. Bunun yerine arşivlenmiş bir blog tercih edilebilir.

            Yazmaya Başlamak

            Bu günler bize bu konuda bir fırsat sunuyor. Önce el yazısı ile mi yazacaksınız, yoksa bilgisayar mı kullanacağımıza karar vermeliyiz. Aşağıda bir yazım konu sıralaması yaptım bir sırayı veya benzer bir liste ile işe başlayabiliriz. Sorumuz şu: ‘neleri kolay yazarım?’

  1. Anı yazımı, hepimizin çocukluğunda, gençliğinde okuyanları biraz güldürecek, biraz hüzünlendirecek pek çok ilginç anısı vardır. Bu tarz anılarla işe başlayabiliriz. Anılar aynı zamanda tarihi birer vesikadır, çocuklarımıza bırakacağımız en güzel miras olur. Anı yazmak veriler elimizde olduğu için oldukça kolaydır.
  2. Günlük yazmak, çoğumuza göre günlük yazmak ‘saçma’ gelir. ‘Zamanın yok, yorgunum’ deriz. Oysa günlük yazmak yazmaya başlamanın en kolay ve az zaman alan etkinliğidir.
  3. Gezi gözlem yazıları, elimizde cep telefonu, birkaç video, birkaç fotoğrafla gezilerimizi milyonlara anlatıyoruz zaten değil mi? Oysa herkes aynı yere, aynı meydana, aynı sokağa, aynı ormana ve aynı çiçeğe bakar ama aynı şeyi görmez. Bunu şahsen test etme fırsatım oldu. İş yerinde 6-8 kişilik bir grupla İtalya’ya gittik, birkaç okulu gezdik, bu süre zarfında fark ettim ki benim dikkatimi çeken şeyleri benden başka kimse fark etmemişti. Bu tür gözlemler, çok orijinal filan da olmayabilir önemli olan bu değerli bilgiyi başkalarıyla paylaşmak ve bunun için yazmak…Gezi gözlem yazıları da yazım bakımından kolay olarak kabul edilmektedir.
  4. Öykü yazmak, öykü,’yaşanmış ya da yaşanması muhtemel’ edebi eserdir, uzunluk kısalık şartı yoktur, birkaç sayfayı bulmayan çok etkili bir çok öykü okuduk.. genellikle iki tarz öykü yazılır. İnternetten bu tarzların ne olduğuna ve tipik örneklerini okuyarak işe başlayabiliriz.
  5. Şiir yazmak, şiir özel bir yetenektir. Ancak denemeden bu konuda nerede olduğumuzu bilmeyiz, birkaç mısra ile işe başlayabiliriz.
  6. Makale yazmak, makale yazmak için öncelikle konuyu, savunduğumuz fikri net olarak zihnimizde canlandırmak gerekir. İkinci adım okumadır, makaledeki düşüncelerimizi savunmak, başkalarını ikna etmek için nesnel verilere ihtiyaç vardır. Önermenizi destekleyecek veriler yoksa bu işe kalkışmamak en doğrusudur. ‘Ünlü gazeteciler, köşe yazarları’ sadece kendi yorumlarını yazıyor 10 milyon okunuyor’ dediğinizi duyar gibiyim. Evet haklısınız, çoğunluğu atıp sallıyor. İddia ediyor ama sonuçlarını okuyucusuyla paylaşmıyor. Bu tabloda, biz okuyucuların da büyük hatası var, duymak istediklerimizi ifade ettiği için kendisine esaslı bir eleştiri yapmıyoruz, hatta sosyal medya hesaplarımızdan paylaşıyoruz. Bu saçmalıkları yapan da bir şeyleri düzeltme zahmetine girmiyor. Bütün bunlar, sizin moralinizi bozmasın, siz bu işi farklı yapın göreceksiniz ki bir süre sonra okuyucu sayınız artacak.
  7. Kitap yazmak, yazmanın en son zirvesi hiç şüphesiz kitap yazmaktır. Buraya gelmeden önce mutlaka sıraladığımız adımların bazılarını atmanız gerekir. Kitap yazmak ve yayınlamak artık daha kolay. Çocuk kitaplarıyla başlayabilirsiniz.. Bilindik masal ve öykülerin finallerini değiştirmeyi deneyin. Deneme yazın.. ‘Padişahlar günümüzde yaşasaydı ne olurdu ?’ gibi sorular sorun yanıtlarınızı yazın. Herkesin elinde olan nesnelerin, eşyaların oluşma öykülerini yazın. Kendi tecrübelerinizden yola çıkarak; ‘nasihatname’ kaleme alın… Kısacası yaratıcılığınızı kullanın inanın muazzam şeyler ortaya çıkacak.

Yazmak konusunda pek çok problem olduğunu kabul ediyorum. Bununla birlikte yazmayı kolaylaştıran sayısız fırsatın olduğunu da hatırlatmak isterim. Bilgiye ulaşım hız ve imkânı, yazma araçlarının sayısı ve çeşidinin bolluğu, zaman kazandıran bilişim teknolojileri, düşünsenize daktiloya muhtaç değiliz…

Haydi başlayalım, bu gün şu anda…, sevgilerimle !!

WordPress.com ile Oluşturulan Web Sitesi.

Yukarı ↑