Örgün Eğitime Kimlerle Nasıl Başlamalı ?

Covid-19 Salgını nedeniyle okulların açılması şimdilik 21 Eylül’e ertelendi. 21 Eylülden sonra örgün eğitimin “seyreltilmiş ve kademeli olarak başlayacağı” ilan edildi. Söylentilere göre, örgün eğitim ilkokul 1. Sınıflar, orta son (8.sınıflar) ve lise son (12.sınıflar) ilk olarak örgün eğitime geçecekler. Peki, bu öncelik sıralaması en doğru sıralama mı? bu soruya yanıt aramaya çalışacağız.

              Öncelikle, “seyreltilmiş” eğitim Türkiye’de kamu okullarında mümkün değildir. Ortalama her sınıfta 30 ile 36 arasında öğrenci olur. Sınıflarımızın ortalama 50 metrekare olduğunu kabul edersek tavsiye dilen (sağlık açısından ) öğrenci sayısı 12-13 öğrenci olması gerekir. Bu dağılımda öğrencilerin çok büyük bir kısmı dışarda kalır. Oysa, bazı sınıfların eğitimi uzaktan eğitime dönüştürülerek okul ve sınıf mevcutları istenen sayıya yakın hale getirilir. Benim önerim ilkokul 4. Sınıf, ortaokul 7. Ve 8 sınıf ile lise 11. Ve 12. Sınıflar için uzaktan eğitim modeli devreye alınabilir. Bu uygulama ekonomik bir yoldur aynı zamanda…

Alternatif sınıf kullanımı, kamu okulları özel okullarının sınıflarını kullanabilir. Bu durumda çeşitli pedagojik sorunlar oluşturmakla beraber seyreltme hedefine ulaşmada katkı sağlar. Kısmi, örgün eğitim ile uzaktan eğitimin harmanlanması yolu tercih edilebilir. Yani,

Matematik, Türkçe, Sosyal Bilimler, Fen Bilimleri, Edebiyat, Tarih, Coğrafya, Fizik, Kimya Biyoloji gibi derslerin örgün yüz yüze verilesi seçmeli ve diğer derslerin uzaktan eğitim yolu ile verilmesi seyreltme sürecine katkı sağlar.

Okulu tam zamanlı kullanmak, okulun açık olduğu, yüz yüze eğitimin yapıldığı gün ve saatleri arttırmak gerekiyor. Bu durumda akşam saatler, cumartesi ve pazar günleri okul açık tutularak yüz yüze eğitim yapılabilir. Her durumda ciddi tedbirler almadan yüzyüze eğitime geçmek, her şeyin eskisi gibi olması mümkün değildir. Yüz yüze eğitime aşkın bir anlam yüklemenin, ebeveynlerin bazı sorunlarının (çocuğa bakmak vs.) çözümü için eğitimi araçsallaştırmak doğru bir yaklaşım değildir. Özellikle örgün eğitime büyük anlam ve misyon yüklemekten vaz geçmeliyiz. Öğretmene-okula duyulan ihtiyaç artık azalmıştır. Uzaktan eğitimi geliştirmeli, lise öğrencileri için bir alternatif oluşturmalıyız. Bu yol, çağa uygun ve ekonomik bir yöntemdir.

              Kademeli örgün eğitime geçişlerde kimler önce başlamalı? İlkokul birinci sınıflar örgün eğitime alınmalı zira yaşları gereği bu çocukların uzaktan eğitimden yararlanması pek mümkün değildir. Kademeli geçişte bir diğer öncelik ortaokul 5 sınıflar olmalıdır. Bu grup bazı derslerle ilk defa karşılaşacak, alışkın oldukları tek öğretmen biçiminden çoklu öğretmen sistemine geçiş yapma durumunda olacaklardır. Bu durum ciddi psikolojik ve pedagojik uyum sürecini gerektirmektedir. Uyum meselesi hafife alınmaktadır. Genellikle, okul yönetimi çocukların karşısına çıkıp “artık ortaokuldasınız ona göre ha!” minvalinden bir konuşma yapmakta, rehber öğretmen de bazı bazı bölümlerini gezdirip okulu tanıtmaktadır. Bu faaliyetler doğru olmakla beraber çok çok ama eksiktir. İlk defa fen bilimleri dersi görecek çocuğun daha özenli bir uyum ve tanıtım faaliyetlerinden yararlanması gerekir. Bu grubu örgün eğitimin dışında tutmak öğrenme sorunu ortaya çıkarır. Uyum süreci sağlıksız geçer ve nihayetinde bu grup için kayıp zaman dilimi oluşur. Örgün eğitimden öncelikli yararlanması gereken diğer grup ise, lise 9.sınıf öğrencileridir. Ortaokul 5.sınıflar için sıraladığımız tüm gerekçeler bu grup için de geçerlidir. Ayrıca, YKS sürecinin kapsamında 9.sınıf önemli bir yer tutar. Bu sınıfta oluşan eksik öğrenme bireylerin kariyerin derin olumsuz izler bırakır.

              Salgın sürecinde örgün eğitime geçme konusunda, sabırlı, ayrıntılı planlara ihtiyaç var. Süreç içinde örgün eğitime katılacak grupların yukarıda sıraladığım gerekçeler dikkate alınarak bir kez daha gözden geçirilmesi hepimizin yararınadır. Salgın sona ersin veya ermesin, uzaktan eğitimi yaygınlaştırmanın hal çaresine mutlaka bakmalıyız.

              Sağlıklı başarılı günler dilerim.

Eski Bayramlar mı ? Yeni Bayramlar mı ?

Bu soru şöylede sorulabilir ‘eski Türkiye mi? Yeni Türkiye mi?’ benim tercihim yeni Türkiye dolayısıyla yeni bayramlardır.

          Eski bayramlarda daha mutluydum bu bir gerçek, olmayan şey çok, olan şey azdı. Yeni (kıyafet, ayakkabı vs.) çok çok azdı. Çoğunlukla kıyafetlerden sadece birisi yeni olurdu, diğerleri eski. Ama tek yeni bizi havalara uçurmaya yeterdi. Mantar tabanca, geceye değin süren oyunlar unutulmaz güzel anlar geçirirdik. Ama yaşınız ilerleyip ihtiyaçların sayısı, çeşidi artınca eski bayramları aramaz olduk. Ben yeni bayramları daha çok seviyorum.

          Yeni bayramlarda ekonomik gelişme, artan üretim miktarı yeniye ulaşmayı kolaylaştırdı, bir çocuğun tepeden tırnağa yeni kıyafetler giyinmesi çok zor değil artık. Çocukların, gençlerin ve hatta yetişkinlerin bayram günlerinde hoşça vakit geçirebileceği birçok alternatif etkinlik var. Teknolojik gelişmeler, sınırları kaldırdı, mesafeleri sıfıra indirdi. Bu muazzam gelişmeler hayatı kolaylaştırdığı gibi, bayram, tatil ve boş zaman gibi anların kolayca doldurulmasını sağladı. Şimdi, bayramlarda hem büyükler ziyaret edilip hem de birkaç saat sonra tatile çıkabiliyoruz. Daha çok yeni yer görüyor, daha farklı lezzetlerin tadına bakabiliyoruz. Bütün bunların yanında insanlar kendilerine de zaman ayırabiliyorlar…

          Eski bayramlar sürekli bir yokluk içinde geçen sıradışı günlerdi, mahallede köyde yeni kıyafeti tam alan birkaç çocuk ancak olurdu, onlarda öğretmen çocuğu filan olurdu. Buna rağmen çocuklar çok eğlenir güzel anılar biriktirirdi. Gece vaktine kadar süren oyunlar, zar zor biriken bayram harçlığı bu harçlıkla alınan dondurmaların, gazozun tadı yok artık…. Gazozun mu tadı değişti bizim tadımız kaçtı bilen yok? Galiba ikincisi oldu…

          İki bayramın muhasebesini yaptığımda yine de yeni bayramları tercih ediyorum. Çağın ruhu bizlere inanılmaz fırsatlar sunuyor, bu fırsatları değerlendirip anı yaşamak, bayramlarda tıpkı eskiden olduğu gibi mutlu olmak bizim elimizde, bunu fark etmemiz bile yeni zamanların armağanı… Haydi, bayram yerine…

          Mutlu sağlıklı bayramlar.

Her Kuşak Kendi Bacağından Asılır

Z Kuşağı Üzerine

Son günlerin moda konusu Z kuşağı, özellikle siyasetçiler, siyasal taraf olmuş bazı gazeteciler ve entelektüeller Z kuşağı hakkında bol bol ahkâm kesiyor. Bununla yetinmiyor kendi zihinlerindeki insan profilini bu kuşağa atfederek tabir yerindeyse onlara gaz veriyorlar. Bundan dolayı,  20 yılını gençlerle çocuklarla çalışmış onlara rehberlik etmeye çalışan biri olarak özel de Z kuşağına genelde de tüm gençlere ve onların ailelerine birkaç kelam etmeyi hak görüyorum.

Z kuşağını ne kadar tanıyoruz?

Bu soru şöyle de sorulabilir: Çocuğumu, ders anlattığım öğrencimi, yönettiğim grubu ne kadar tanıyorum. Gözlemlerim alandaki yetersiz akademik araştırmalar z kuşağı grubunun yeterince tanınmadığını gösteriyor. İlk olarak Z kuşağı 2000’lerden sonra doğan çocukların işinde bulunduğu kuşak olarak ifade ediliyor. Hemen ekleyeyim, Z kuşağı, yarı insan yarı robot bir varlık, ya da bir çeşit android değil, sizin bizim gibi insan…. Bu durumda Z kuşağının diğer kuşaklara mensup insanlarla pek çok ortak noktaları var. Onların da açlık, tokluk hisleri var, çalışmak üretmek sevmek sevilmek istiyorlar.

            Z kuşağının tipik özellikleri neler?

  • Türkiye’de 2000 ‘den sonra doğanlar “z kuşağı” olarak adlandırılmaktadır.
  • Bu kuşak hiç internetsiz bir yaşam sürmemiştir.
  • Sürekli sanal dünya ile bağlantı halindedirler.
  • İletişimde, semboller, emojiler ve çeşitli işretler kullanılmaktadır.
  • El, göz kulak zihin kombinasyonu en yüksek seviyededir.
  • Yalnız yaşama,
  • Kuşağın dikkat süresi daha kısa,
  • İşbirlikçi
  • Yaratıcı,
  • Teknolojinin içinde doğan,

Z Kuşağının Olumsuz Yönleri

  • Ben merkezci olmaları,
  • Sürekli yükselmek isteği,
  • Standart işlerde zorlanma,
  • Aceleci ve sabırsızlıktır.

Z Kuşağı Ne Yapmalı !

Bu satırlarım tamamen gençlere yönelik. İlk kural size gerçek anlamda ve karşılıksız sadece aileniz sever ve destek olur, siyasi partiler, efendim çeşitli örgütlerin sizin üzerinizden hadefleri vardır. Günün birinde başınız hukuk ile belaya girerse yanınızda sadece aileniz olur.

Çalışmadan başarı elde etmek filmlerde bile olmaz.

Tüm insanlara eşit verilen tek şey zamandır.

Zamanını hedefleri doğrultusunda değerlendiren başarıyı yakalar.

Sanal dünya gerçek dünyanın çeyreği bile değildir,

Sizden bir şey isteyenlere, gaz verenlere hep şüpheyle bakın!

Kendinizi geliştirin, yabancı dil öğrenin, fırsat varsa bir işte gönüllü çalışın,

Anne-babanızın aile geçimini nasıl sağladığına bakın, faturalar ne kadar geliyor? Haftada kaç gün kaç saat çalışıyorlar? Faturalar nasıl ödeniyor? cep telefonlarınız nasıl alınıyor? Ödemesi ne kadar sürüyor? Eşyalarınızın (ayakkabı, çanta, pantolon vs.) ortalama ömrü kaç ay? Ve daha bir çok şey …

Hayat sonsuz seçenekler sunar biz sizin seçimleriniz neler ?

Seçenekler arasında karar vererek hayatınıza karar verirsiniz

Büyüklerin tecrübelerinden yararlanın, hayatta şekiller değişir ama içerik genelde aynıdır.

Bazı durumlarda anne-babanızla birlikte karar verin,

Sanal dünyada olup bitenlere şüpheyle yaklaşın,

Boş ve size faydası olmayan şeylere vakit harcamayın,

Sanal dünyayı yönetin, sanal dünya  sizi yönetmesin.

Z Kuşağı Anne-Babaları Ne Yapmalı?

Z Kuşağının ebeynlikleri daha zorlu bunu kabul etmek gerekli zira dünya dolayısıyla tüm tehlikeler, riskler küçücük bir kutunun içinde. Onu bu tehlikelerden korumak çok zor. Onlara (bu satırların yazarı da bir Z kuşağı çocuğa sahip) bazı öneriler sunabilirim.

  • Çocuğunuza yapacağınız en önemli yardım gerçek dünya ile tanıştırmak,
  • Model olun, elinizde cep telefonu bütün gün dedikodu takip ediyorsanız çocuğunuza öğüt verme hakkınız yok.
  • Onlarla pazara, markete gidin,
  • Sahip olmak istediklerinin parasının en az yarısını tasarruf etmelerini sağlayın.
  • Uygun ortam varsa bir iş yerinde gönüllü çalıştırın,
  • 18 yaşından önce sosyal ağlara üye olmasına izin vermeyin.
  • Birlikte belli zamanlarda sosyal ağ hesaplarınızı dondurun (okul zamanı) gibi.
  • Birlikte kitap okuyun, santranç oynayın.
  • Aile için sosyal ağ kurun,
  • Haftanın bir günü tüm telefonlar kapalı aile zamanı yapın, (restoran cafe veya ev ).
  • Çocuğunuzun çabasını destekleyin, sonuç zaten er ya da geç olacaktır.
  • Çocuğunuzu karşılıksız ve samimi sadece siz sever ve destek olursunuz, bunun dışındakilerin çocuğunuz üzerinden bir ajandası vardır sakın unutmayın.

Z Kuşağı tartışmalarında öğretmenlerin, okullarımızın da gündeminde olmalı, eğitimciler değişen çocuk, genç ve kuşakların özelliklerini takip etmesi, öğretim, eğitim stratejilerini bu yeni duruma göre güncellemeleri çok yerinde olacaktır.

Z Kuşağı, homojen bir kitle değildir. Grubun içinde, farklı sosyolojik gruplar, farklı değerlere sahip aileler yer almaktadır. Bu yapıdan yekpare tepkiler beklemek gerçekçi değildir. Z kuşağının girişimci, sanal iletişimi çok iyi bilen dinamik yapısını iyi kullanan ülkeler bir adım öne çıkacaktır. Bu grubu, 68’liler gibi harcamak kayıp nesil oluşturmak isteyenler de vardır. Bu gruba farklı siyasi akımlar birbirinden farklı misyonlar yüklemektedir. Ama günün sonunda ‘her kuşak kendi bacağından asılır’ ve kendi kaderiyle baş başa kalır. Umutmayın!

            Sağlıklı başarılı günler !

WordPress.com ile Oluşturulan Web Sitesi.

Yukarı ↑