Ana Sayfa

Yeniden Ebeveynliğe Zorlanan Büyük Anne- Babalar

Bazı sosyal olguları istatistiklerde göremezsiniz, bir şekilde yeniden ebeveynliğe zorlanan nineler dedeler gerçeği de böyledir. Boşanmış aile sayısı, anne vasiliğinde çocuk sayısı, babanın yanında hayatına devam eden çocuk sayısı bellidir. Bir de anne ve babasının gözetiminde olmayan anneanne –babaannenin yanında hayata tutunmaya çalışan çocuklar vardır. Kimse kesin olarak sayısını bilmez. İlerlemiş yaşı, tükenmiş enerjisi ve sınırlı maddi kaynağıyla büyükanne ve büyükbabalar uzatılmış ebeveynlik sınavı ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu durum dede ve nineler  ve çocuklar için ciddi problemleri barındırmaktadır.

            Büyük kentlerin varoşları, çevre blokları civarında yukarıdaki yaşlı ebeveynleri görebilirsiniz. Bu durumdaki çocukların varlığı sayısı, okul kayıtlarından, okul risk haritalarından, öğretmen gözlemlerinden ve rehberlik servisine intikal eden vakalardan bu problemin yaygınlığını, yol açtığı sorunları görmek mümkündür. Hatta bu saydığımız süreçlere yansımayan başkaca çocuklar, büyükanne-babalar vardır. Bu durumda aile genellikle parçalanmış, anne ya da babanın çocuklara bakacak, ekonomik, sosyal ve ruhsal gelişim problemleri vardır. Çocuklar daha küçük (bazıları bebek) yaşta büyüklere bırakılır gidilir. Böylece, uzun ve zorlu sınav başlar. Bu durumdaki yaşlı büyükler için 2 ana senaryo söz konusudur.

  1. Ekonomik durumu iyi, düzenli geliri olan, ortalama eğitim seviyesinde, ev ve çocuğun odasının bulunduğu büyükanne ve büyükbabalar. Bu durumdaki çocuk şanslıdır, sosyo-ekonomik problemleri olmaz, gelişimi desteklenir. Anne baba sevgisi büyük ölçüde karşılanır, okul yaşamı desteklenir. Ancak bu durumda olanlar maalesef azınlıktadır.
  2. Ekonomik durumu zayıf, düzenli geliri çok az veya hiç olmayan, ortalama eğitimden yoksun, kendine ait evi, çocuğun odasının bulunmadığı büyükanne ve büyükbabalar. Bu durumdaki çocuk şansızdır, ekonomik problemler çocuğun yakasını bırakmaz, gelişimi aksar bozulur. Anne baba sevgisini hiç tadamaz, okul yaşamında yapayalnızdır. Bu durumdaki çocuklar risk altındadır ve asıl sorun ise gelecekten umudunu kesmişlerdir.

Torununa ebeveynlik yapmak zorunda kalan büyükler, yaşlığın getirdiği sorunlar ve hastalıklarla mücadele etmektedir. Kendi ihtiyaçlarını ancak karşılayabilen bu vefakâr insanlara bir de çocuğun ihtiyaçlarını karşılama yükü verilmiştir. Sorumsuz anne babanın hatalarını çocuklara yüklemek istemeyen büyükler kendileri büyük bir yükün altına girmektedir. Çeşitli sebeplerle bu durumdakiler, aile çevresine haber verememekte, sosyal destekten yoksun kalmaktadırlar. Çocuklar, ebeveyn desteği ve koruması olmadan problemler  ve tuzaklar ile bu koca dünyada yapayalnız kalmaktadırlar. İkinci ebeveynlik dönemi hepten sorunlar demek değildir. Torunun tüm sorumluluğunu üzerine almak zorunda olan büyükanne ve büyükbabalar, hayata tutunma gayesine sahip olmaktadır. Yeni hedefler belirler, hayatının akışını yeniden çizerler. Günlük yaşam monotonluktan çıkar ve enerjik bir hale bürünür. Bakılan çocuk uyumlu, başarılı ve hayat dolu ise bu büyükler için müthiş bir motivasyon kaynağı olur. Adeta yaşamın ikinci yarısı başlar. Çocuğun, büyümesi, ilkokulu, ortaokulu, liseyi ve üniversiteyi bitirmesi onlar için olağanüstü başarılardır. Bir de torununun mürüvvetini gören büyükanne ve büyükbabanın gözleri bu dünyada kalmaz artık. Ne mutlu onlara! Bu durumdaki büyükleri desteklemek gerekiyor neler yapılabilir.

  1. Önce mevcut durumu tespit için yurt geneline yayılmış araştırmalar yapılmalıdır.
  2. Bu durumdaki ailelerin ayrıntılı resmi çekilmeli, destek mekanizmaları tespit edilmelidir.
  3. Sosyal Kuruluşlar, bu olguyla ilgilenmeli, destek mekanizmaları birimleri kurmalılar.
  4. Çocuk yardım kuruluşları, dernekleri bu durumdaki çocuk ve aileler için destek mekanizmaları oluşturmalılar,
  5.  Sigorta sisteminde bu faktör konulmalı ve ek prim ve güvence kalemi tesis edilmelidir,
  6. Kaymakamlıklar, yerel yönetimler bu durumdaki aileler için çeşitli destek mekanizmaları oluşturmalılar,
  7. Okullar ve üniversiteler ikinci ebeveynlik yapmak zorunda olanlara yönelik eğitim programları  (çocuk gelişimi, okul çağı çocuğu, iletişim, kurallar ve disiplin, okul başarısı vb.) düzenlemeli ve hayata geçirilmelidir.
  8. Bu durumdaki aileler bir dernek-vakıf kurmalı sosyal desteklerini, paylaşımlarını arttırmalılar,
  9. Büyükanne ve büyükbaba yanında kalan çocuklara, burs ve kredi desteği sağlanmalıdır.
  10. Dede nine yanında kalan çocuklar, okul yönetimi, rehberlik servisi tarafından çok yakından izlenmeli, müdahaleler gecikmeden yapılmalıdır.
  11. Yılın ANNESİ- Yılın BABASI gibi ödüller dede ninelere de verilmelidir.
  12. Çocuğun vasisi olarak ona bakan, büyüten Büyükanne ve Büyükbabalar atanmalıdır.

Hepimizin varlığını bildiği, ama yaygınlığını ve boyutlarını tam olarak ortaya koymadığımız bir problemdir bu. Torununa ebeveynlik yapmak zorunda kalanların yıllara yayılmış sorunları aşmak gibi bir problemi vardır. Bu zoraki ebeveynlik döneminde büyükler, kronik hastalıklar, düşük fiziksel enerji ekonomik yetersizlikler ile mücadele etmek zorundadır. Ancak çocuğa karşı duyulan sevgi ve sorumluluk onları pek istemeseler de uzatılmış ebeveynliğe katlanmak durumundadırlar. Umarım bu sorun daha fazla kamuoyu gündemine gelir ve bu durumdaki büyüklerimize yönelik destek mekanizmaları oluşturabiliriz.  Son olarak,  torununa bakan, yetiştiren büyüklerin önünde saygıyla eğiliyor, ellerinden öpüyorum !!

Junoir Memurlar Olarak Üniversite Öğrencileri

Son günlerde üniversite öğrencisi gençlerin rahatı için hem hükmet hem de yerel yönetimler hatta sivil toplum kuruluşları bir sürü şey yapıyor… Bazı çabaların doğru olduğunu (barınma) kabul etmekle birlikte bunu aşan desteklerin yanlış olduğunu düşünüyorum.

            Salgın sürecinde üniversite gençliği evinde kaldı,  aşı ile birlikte yeniden yüz yüze eğitim başladı, bu durumda; toplu yaşamdan uzak durmak isteyen öğrenci grupları ev arayışına girdi. Artan kira fiyatları ve ev arzındaki daralma ve başkaca problemler (ev sahiplerinin kiracı olarak öğrencileri tercih etmemesi vb.) ile birlikte önce barınma problemi, sonra da eğitim maliyeti problemleri ortaya çıktı.

            Valilikler, belediyeler sivil toplum kuruluşları misafirhane, yurt pansiyon vb. yolları kullanarak öğrencilerin barınma sorununu çözmeye çalıştı. Bu gerekli bir adımdı. Sonra başka bir yarış başladı, ucuz yemek, bedava internet, karşılıksız burs, her isteyene kredi … ‘’Üniversite öğrencilerine yönelik ekonomik desteklerden ne istiyorsun ?’’ ‘’ailelere bir miktar destek olmanın nesi kötü?’’ vb. sorular ve itirazlar olacaktır. Ben bunların büyük çoğunluğunun yanlış olduğunu iddia ediyorum, bu adımların olumsuz sonuçları ile kısa, orta ve uzun vadede karşılaşmamız kaçınılmazdır.

            Üniversite çağındaki genç genellikle 18-25 yaş aralığındaki en enerjik ve en verimli çağındadır. Bu değerli zamanın; ‘ekmek elden, su gölden’ şeklinde geçirilmesi büyük kayıptır. Hiçbir çalışma ve çaba sarf etmeden ihtiyaçları karşılanan gençten birkaç yıl sonra, çalışmasını, eve para getirmesini bekliyoruz.. Birçok mezun iş bile aramıyor neden acaba! Bir konferansta anne-balara: ‘mezun olmuş çocuğunuza harçlık vermeyin’ dedim. Hepsi çok şaşırdı açıkladım: ‘ihtiyaçları karşılanan günlük harçlığını yeterli alan kişi bütün gün sosyal medyada sörf yapar. Bir işte çalışmaz, iş aramaz ve iş konusunda aşırı seçici olur.’ Bu durumda, birey, ailesi sevdikleri ve ülke kaybeder. Aslında bugünlerde olan budur…

            Üniversite öğrencileri için finanse etmek adına yaygın olarak kullanılan burs ve kredi politikamız yanlışlarla doludur, hem burs hem de kredi politikasında radikal değişiklikler yapmak zorundayız.

Burs

            Üniversite öğrencilerine bir puanlama yapılarak verilen karşılıksız meblağdır. Güncel burs miktarı yükseköğrenim çağındakiler için aylık;650 TL olarak belirlenmiştir.  Dünyanın her yerinde burs almak için, gencin farklı alanlarda başarılı olması (spor, ders, proje, araştırma vb.) beklenir. Oysa bizde bir statü olarak bursa hak kazanan tabir yerinde ise yata yata eğitim zamanını doldurmaktadır. Bursun kesilmesi ile ilgili bir yaptırım ile karşı karşıya gelinirse, hocalar vs. bu tasarrufun önüne geçecek adımlar atmaktadır. Hatta, azalmakla birlikte, bursa aday genç, sahte ve eksik evrakla aile gelirini düşük göstermek için ciddi çaba harcamaktadır. Burs almaya hak kazanan genç, önemli bir hata yapmadığı sürece, hiçbir çaba harcamadan bursunu almaya devam etmektedir. Bu şekilde üniversite yıllarını kotaran gencin değil bir girişim, icat veya inovasyon başarımını, bir iş bulup çalışma saatlerine riayet etmesi bile önemli bir kazançtır.

            Bursların tahsisinde farklı uygulamalara gitmek zorundayız, bunu sağlamak için bazı önerilerim olacaktır.

  1. Her üniversite için burs miktarı genel olarak üniversiteye aktarılmalı, üniversite senatosu vb. kurul burs şartlarını ilan edip, hak edenleri belirlemelidir. Bunun için şu gibi şartlar olabilir:
  2. Not baremi, mutlaka not şartı olmalı ve bu da maksimum not seviyesine yakın bir değer olmalıdır. Örneğin: 100 üzerinden 85, BB’nin ve üzeri gibi.
  3. Öğrenci, en az bir okul takımında bulunmalı (basketbol, satranç, yüzme, robot, sosyal proje vb.).
  4. Öğrenci, üniversitede gönüllü en az bir çalışmaya katılmalı (tanıtım ofisi, yerel sosyal proje, gönüllü öğretmenlik vb.).
  5. Burs süreci öğrencinin performansı belirli aralıklar ile ölçülmeli, şartları taşımayanın bursu kesilmeli ve yedek listedeki sıradaki öğrenciye verilmelidir.
  6. Burs başarımlarında sorun yaşayan öğrenciye, danışman atanmalı 6 aylık destek sağlanmalıdır.
  7. Başarılı öğrencinin burs miktarını arttırma yetkisi olmalı, yüzde 20’yi geçmeyecek oranda artırım yapılmalıdır.
  8. Burslu ve başarılı öğrencilere ayrıca bir belge düzenlenmeli ve özel en az bir adet tavsiye mektubu yazılmalıdır.
  9. Burs için sanayi kuruluşları, şirketler özel ve tüzel kişilikler belli şartlar ile sözleşmeli burs verebilmelidir.
  10. Vakıflar da burs vermeli ancak bunun da ciddi kriterleri olmalı, hayatında adımını daha atmadığı, bir çalışmasında görev almayan gencin bu vakıftan burs almasının mantığı ne olabilir?

Kredi

            Kredi borç para olduğu için daha fazla öğrenciye verilmektedir. Öğrenci mezuniyetten itibaren 2 yıl içinde borcunu ödenmesi istenmektedir. Kredinin bir borç olduğu genellikle unutularak, borçların faizlerinin silinmesi, vade uzatımı, borcun komple silinmesi gibi talepler sürekli gündemde tutulmaktadır. Hükümet ve muhalefet partileri bu taleplere zaman zaman olumlu yanıt vermektedir. Aldığı borcu ödemekten kurtulan genç, çalışma hayatına, aile yaşamına nasıl bir adım atmış olur sizce?  Kredinin veriliş ve ödeme şartlarında değişikliğe gitmeli hem de yanında alternatif finansman modelleri bulmak zorundayız. Önerilerimiz:

  1. Her üniversite için kredi miktarı genel olarak üniversiteye aktarılmalı, üniversite senatosu vb. kurul Kredi şartlarını ilan edip, hak edenleri belirlemelidir.
  2. Tıpkı burs gibi kredi şartları da belirlenerek kredi devam kriterleri oluşturulmalıdır.
  3. Kredi kullanan ve başarılı bir okul süreci geçirenlerin oluşan kredi borcunun bir kısmı (yüzde 40) geçmeyecek şekilde ödeme indirimi yapılmalıdır. Bunun için de sağlam ve zor kriterler belirlenmelidir.
  4. Üniversite öğrencileri için yatırım fonları kurulmalıdır bu fonların ana yapısı şöyle olabilir:
  5. Yatırım fonları vadeli (en azından 3- 4 yıl) olmalıdır, üniversite öğrencisine yatırım yapmak isteyen yatırımcı, aylık belli adet fon alımı yapmalı, vade sonunda fonu güncel değer üzerinden satabilmelidir.
  6. Üniversite öğrencisi fondan borç (kredi) almalı ve vade sonunda aldığı fon miktarı kadar vade içinde güncel fon değeri üzerinden fon alımı yapmalıdır. Yani, borcunu fon ile ödemelidir,
  7. Yatırım fonu ile ilgili işlemler bankalar devreye girmelidir,

Burs veya kredi dışında çalışarak giderlerini karşılamak isteyen gençlere fırsat tanınmalıdır. Üniversite Kariyer Merkezi, çalışmak isteyen öğrenciler için çeşitli iş fırsatlarını gençlere ulaştırmalıdır. Ayrıca çalışma durumunda olanlara genel iş kuralları, iş etiği gibi konularda küçük eğitim programları düzenlenmelidir. Fakültelerde, girişimci eğitimi düzenlenmeli, bu eğitimler ve projeler ciddiyetle takip edilmelidir.

            Üniversite çağındaki gençlerle ilgili eko-politik kararların kısa, orta ve uzun vadeli çok önemli sonuçları olacaktır. Bu grup çalışma hayatına en yakın evredeki en büyük grubu oluşturmaktadır. Alınan kararlar, sosyo-ekonomik tasarrufların genç birey, toplum ve ülke için gelecekteki yansımaları çok iyi analiz edilmelidir. ‘Bedava, çok ucuz, çaba harcamadan kazanma vb.’ tuzaklara düşmemeliyiz. Alternatifleri çoğaltarak, gençlerin kaliteli bir eğitim almasını ve çalışma hayatına hazır olarak mezun edilmesine odaklanmalıyız !!

İş, Çalışma ve Kazanç

Türkiye’de işsizlik problemi olduğunu hepimiz kabul ediyoruz. Oysa, işsizlik tek problemimiz değil. İş algısı,, çalışma şartlarına ve kazanca ilişkin de bir sürü problem var. Genel beklenti şu şekilde; “Devlette olsun, garanti olsun rahat olsun ve çok kazanayım! “….İş dünyası gerçeklerine uymayan  birbiriyle çelişen bu beklentileri bir potada nasıl eriteceğiz ? Problem bu…

            Birkaç ay önce sosyal medyaya bir haber düştü, kamuoyunda çok dikkat çekmedi. Haber şu :On binlerce insan Ankara Büyük Şehir Belediyesine iş başvurusu yapıyor. Belediye yetkilileri OSTİM ve İVEDİK OSB bölgelerindeki fabrika, atölye ve çeşitli işyerleri ile görüşerek bu başvurular için iş görüşmesi randevusu alıyor. Sonuç ne olsa beğenirsiniz; 120 den fazla kişi bu görüşmelere gitmiş, 17 kişi de işe başlamış. Bu randevuların bildirildiği pek çok kişi sanırım şöyle içinden geçirdi: “ ben belediye kadrosunda çalışmak istiyorum, OSTİM’in ya da İVEDİK OSB’nin yolunu bilmiyor muyum !”

İş

            ABB’nin yaşadığı tecrübe bize neler anlatmaktadır. İlk bakışta; iş arayan çok insan olduğu, yorumunu yapabiliriz, bu herkesin göreceği basit bir çıkarım. Haberdeki sürece odaklandığımızda asıl çıplak gerçek karşımıza çıkıyor. “İşi, devlette, belediyede  arıyorum, yani işime gelirse çalışırım” sonucu yüzümüze vurmaktadır. Çalışma çağındaki genç, orta yaş kesimi, rahat edeceği, çalışmasa da para kazanacağı işleri aramaktadır. Gerçek anlamda iş bile aramamaktadır. Bu sonuç, hükümetin, yönetim birimlerinin, iş dünyasının kamu kurumlarının, üniversitelerin ve okulların en önemli konusudur. Nerdeyse, 20 yıl çeşitli eğitim kademelerinde eğitim alan genç kuşak nasıl bu hale gelmiştir? Aileler, çalışma hayatına hazırlanan çocuklarına nasıl mesajlar vermiştir? bu ve benzeri sorular can yakıcı sorulardır… Yıllarca gençlerin üniversite tercih sürecinde danışmalık hizmeti verdim. Anne ya da babalardan şunu çok duydum: “Hocam rahat etsin fazla çalışmasın…” bundan daha yıkıcı kaç cümle vardır acaba?  Çalışmayalım ama para kazanalım, terlemeden yükselelim, risk almadan zengin olalım. Sorunumuz işte bu zihniyettir.

Çalışma

            Kariyer planlaması ile ilgili bir çalıştayda Metin Pişkin Hoca, yeni insan kaynağının özellikleri hakkında konuştu, katılımcılardan (kamuda çalışan rehber öğretmenler) itirazlar geldi, daha sonra Metin hoca 5 -6 kişilik gruplara ayrılmamızı ve bir iş ilanı ve adaylarda aradığımız özellikleri (eğitim, yabancı dil) yetkinlikler (problem çözme, liderlik vb.) yazmamızı istedi. 30 dakika sonra her grup ilanda yer alan şartları sıraladı… Ortaya çıkan; “aranan özellikler” Metin Hoca’nın başta ifade ettiği özelliklere rahmet okutacak cinstendi. Yani, iş dünyasının şartları hızla değişmektedir ve bu dünyaya adım atacaklar ekstra donanımlı ve sürekli gelişim içinde olmalılar, özellikle de beyaz yakalı işlerde…

             İş arayanlar başta olmak üzere, çalışma hayatına o kadar yabancılar ki aç kalmamaları mucize gibi bir şey… Üniversite okuyanların durumu daha da kötü; sadece imza atacağını zannediyor, öğrendikleri ile iş dünyasında hep var olacağını zannediyor, oysa onun öğrendiği beceri çoktan piyasada eskimiş yenilikleri kabul görmektedir.

            Çalışma, çaba olmadan iş dünyasında hayatta kalmak çok zordur, hangi sektör, iş kolu olursa olsun çalışma, öğrenme ve değişime yeniliğe ayak uydurma başlıca meziyetlerdir artık.

Kazanç

            Bütün bu iş yaşamının en kritik konusu hiç şüphesiz kazanç meselesidir, zira iş dünyasının hengâmesine katılanların temel derdi para kazanmaktır. Para kazanılmayan bir işten söz edemeyiz. Bu ancak sosyal yardım veya gönüllü hizmetler olarak tanımlanır.

            İşte kazanılan paranın değerlendirilmesi de son derece karmaşık bir konudur, buna genel olarak 1. Ekonomik değer, 2. Sübjektif değer ve 3. Sosyal değer olarak ifade edebiliriz. Birincisi; ülkede geçerli para birimi üzerinden ifade edilen reel kazançtır, aylık 10.000 TL, asgari ücret gibi… 2. Sübjektif değer; daha çok çalışanın yaptığı iş için elde ettiği meblağın kişi için anlamı olarak ifade edilebilir. Örneğin: ‘bu iş, çaba için aldığım/kazandığım para az ‘ gibi değerlendirmedir. 3. Sosyal değer: iş dünyasındaki bireyin kazandığı meblağın, grup, çevre sektör, aile gibi sosyal çevrelerin kazanca ilişkin yorumudur. ‘Bu iş için çok kazanıyor’ gibi ifadeler olarak karşımıza çıkar ve iş yaşamındaki bireyin kararlarında etkilidir.

            Türkiye’de kazanca ilişkin özellikle, bireysel ve sosyal çevreden genelde negatif yansıtma yapılır. Bir arkadaşım bir akrabası ile arasında geçen konuşmayı aktardı:

-Hani bir işe başlamıştın nasıl gidiyor?

C- Abi ben o işi bıraktım.-

Neden?

C- Abi parası azdı, değmez.

Bu yanıtı alan arkadaşım şu muhteşem yanıtı vermiş 

–Ama 0 ‘dan fazla.

            Buna benzer konuşmalar her ay binlerce evde yapılıyordur, demek ki sadece iş ile ilgili değil, işten elde edilen kazanç ile ilgili de çok ciddi problemler var. İş dünyasında kazançla ilgili bazı kurallar/modeller söz konusu.

            Kamuda çalışanlar, eşit ücret denilen bir kazanç elde ederler, yani az çaba sarf eden ile çok çaba sarf eden aynı kazanca sahip olur. Kamuda çalışanlar ömür boyu iş garantisi, emeklilik ve sosyal destek ödemesi alırlar. Genel olarak kamu sektöründe; az ama sürekli gelir söz konusudur. Özel sektörde genellikle ilk işe girişte düşük ücret ile başlanır, çalışkanlık yaratıcılık ile yıllar içinde kazanç miktarı artar. Girişimciler ise, ilk başlarda nerdeyse karın tokluğuna iş yaparlar ama başarılı olurlarsa çok önemli miktarda para kazanabilirler. Son olarak riskli sektörlerde iş yapanlar ise, küçük miktarlarla çok para kazanabilirler (borsa, forex, kripto para piyasası gibi). Adı üstünde riskli sektörlerde kısa sürede büyük para kayıpları da olabilir. İş yaşamının kıyısında olan gençlere birkaç öneri ile bitirelim.

  1. İşte belli bir süre para kazanımı olmayabilir, buna hazırlıklı olun,
  2. Sabırlı olmak, iş kazancını doğrudan etkiler,
  3. İş değişimi kararlarını, acele almayın ve alternatif işi bulmadan işinizden ayrılmayın,
  4. İşte gelişime önem verin,
  5. İşin yanında, para kazanabileceğiniz aktiviteleriniz olsun,
  6. İşten ayrılma durumunda yapabileceğiniz en az 3 iş alanı bulun ve işleri takip edin.
  7. Kazanç aksaklıkları için daima ‘Kara Gün’ paranız olsun ve bu parayı ilk fırsatta harcamayın.
  8. Genel emeklilik sigortası dışında özel tasarruf sigortalarına para yatırın,

İş yaşamı, insan ömrünün yaklaşık %60’nı kapsayan, iniş çıkışları olan uzun bir zaman dilimidir. Eğitimden, işe girişe, işte yükselmeden iş değişikliğine ve emekliliğe doğru devam eden bu süreçte bazen her şey yolunda gitmeyebilir.  Her duruma hazırlıklı olmak hayatı bir nebze olsun kolaylaştırır

WordPress.com ile Oluşturulan Web Sitesi.

Yukarı ↑