Ana Sayfa

Bir Üretim Modeli Olarak Atölyeler

Türkiye bir süredir üretim ve ihracat odaklı eko-politika izliyor, bunun doğru veya yanlış tartışması yapmadan bir üretim modeli olarak atölye tarzına değinmeye çalışacağım. Neden atölye?

Avantajları

          Atölye tarzı üretimin bazı avantajları var, bunları gruplamak da mümkün ben tek tek ele alarak açıklama yolunu tercih ediyorum. Esneklik; buna zaman yönetimi üzerindeki oto kontrol gücü de diyebiliriz. Bir fabrikada, bir firmada veya bir büroda çalışanlar genellikle mesai veya vardiya sistemine dâhil olup üretim sürecine katılır. Oysa atölyede, daha adem-i merkezi bir sistem işleyebilir. Atölyede çalışanlar zaman planlamasını kendilerine göre dizayn etme imkânına sahip olular. Bireysel Farklılıklar, Buna psikolojik faktör de diye ifade edebiliriz. Bazı insanlar emir ve yönlendirmeye karşı dirençlidir, birinden ; “şöyle yap, önce şunu al vs.” şeklinde talimat alsa hemen işi anında bırakan birçok insan vardır, bu kişiler sık sık iş değiştirir, iş başarımı ve iş sebatı yok denecek kadar azdır. Belli bir süre böyle davranınca da artık iş bulamaz olurlar. Oysa bu kişiler kendi başına çalışınca gayet verimli ve iş başarımı yüksek olur. Ekonomiklik, bir üretim tesisi belli bir kapasite ile üretim yapar, mevcut kapasitenin gelişip büyümesi için ciddi finansman ihtiyacı söz konusudur. Burada atölye tarzı üretim ekonomik bir model olarak ön plana çıkmaktadır. Oldukça az bir sermaye ile atölyelerden verim almak mümkündür. El Emeği, fabrikasyon, bir örnek ürünlerin yanında el emeği, ustalık taşıyan ürünlere rağbet her geçen gün artmaktadır. Bu durumda el emeği ürünlerin en uygun üretim yerleri atölyelerdir. Girişimcilik, kendi markasını, ürünlerini üretmek isteyenler özellikle finans sıkıntıları nedeniyle atölye ile işe başlayabilirler. Bu şekilde büyük risklere girmeden fikirlerini, ürünlerini test etme imkânı bulmuş olurlar.   Bütün bunlar küçük atölye tarzı ürerimin avantajlı yönlerini oluşturmaktadır.

Atölyede Üretim

          Atölyeleri bağımlı, bağımsız ve hibrit olarak üçe ayırmak gerekirse; bağımlı atölyede nerede ve nelerin üretileceği bağlı bulunan firma ile ilgilidir, bu durumda atölyede üretim işinden sorumludur iş başarımına göre (parça başı) kazanç elde edilir. Bağımsız atölyelerde ise nerede atölyenin kurulacağı ve ne üreteceği tamamen girişimciye kalmıştır. Bağımsız atölyeler pazarlama da yapacakları için cadde üzerinde ve insan hareketinin yoğun olduğu yerleri tercih etmeleri gerekir. Bu da maliyet artışı demektir. Hibrit modellere de değinmek gerekir, bu modelde belli miktarda bağımlı olduğu firma için üretim yaparken bir miktar da kendi hesabına üretim ve pazarlama yapabilir. İnternetin de sağladığı imkânları göz önüne alırsak atölye tarzı üretim için ekonomik fiziki mekân bulmak mümkündür, ürünler sanal mağaza ile pazarlama yolları vardır. Atölyede neler üretile bilinir?

            Atölyelerde ilk akla gelen ürün listesi şöyle olabilir: Hediyelik eşya grubu (magnet, yapay veya doğal çiçek, vb.) Örgü, terzi işleri, kazak, eldiven, bere kaşkol, yelek vb. pekçok ürün terzilik veya örgü ile üretile bilinir. Gıda grubu; pasta, hamur işleri, ekmek çeşitleri, çikolata, tatlılar, kahve, çeşitli çaylar vb. Kişisel bakım ürünleri; parfüm, rolon, şampuan, saç kremi, sabun, vb. Deri Grubu; ayakkabı, terlik, çanta kemer vb. Antika- Koleksiyon; her türlü antika ürünler, koleksiyon ürünleri (pul, ayraç). Kitap yayın ürünleri… Hizmet atölyeleri; bu türde çeşitli, eğitim, atölye çalışmaları (yazarlık, fotoğrafçılık, senaryo-oyun yazarlığı vb.) organize edilir.

            Atölye Kuracaklara Öneriler

            Bu son bölümde atölye kurma aşamasında olan girişimcilere bazı öneriler sunmak istiyorum. Aslında, atölye tarzı küçük işletmelere yabancı değiliz. Çevremizde bu tür işletmelere rastlamak mümkün. Ancak gözlemlerim bu atölyelerin verimin düşük olduğunu, ciroyu arttırma fırsatlarının kullanılmadığına ve en önemlisi markalaşma çabasına hiç rastlamıyorum. Çalıştığım yerde unlu mamuller (bazlama, yufka, erişte, gözleme ve köy ekmeği)  üreten bir atölye var. İki yıldır ürün çeşidinde hiçbir artış yok. Tam buğday unlu bazlama, çavdar unundan bazlama, kıymalı, mantarlı minik gözleme, gibi çeşitler ile ciro artışı istihdam yaratabilirler. Tek sorun da bu değil, üretim alanı ile satış alanı arasında bir duvar veya pano yok bu da temizlik sorununu ortaya çıkarıyor. Tezgâha bakan ile ocaktaki aynı kişi bu da satışı etkiliyor bence. Müşteriyi çekecek bir iletişim dili yok. Bu atölyenin yeri merkezi bir konumda ve potansiyeli çok yüksek. Akşamüzeri yufka (pişmiş) almak isterseniz cevabı biliyorum. “bitti” iş çıkışı evine yufka ile gitmek isteyenler, adeta kaçırılıyor.  Bütün bunları girişimcilere ön fikir versin ya da mevcut atölyeler kendilerini test etsin diye ifade etmeye çalışıyorum. Özellikle markalaşma, kalite standardı oluşturmak son derece önemli. Son olarak; atölye kurmak isteyen girişimcilere bazı somut öneriler:

  1. Öncelikle, ne/neler üretileceğine karar verilmelidir. Bu kararı verirken; seçilen ürünün girişimci tarafından bilinen, üretim süreçlerine, hammadde ve makine teçhizata hâkim olunması gerekir. Az veya zayıf tecrübe ile ürün seçimi yapılırsa sonuç hüsran olabilir.
  2. Anne-Baba meslek ve becerilerine dikkat edilmelidir, araştırmalar yetenek ve becerilerin kalıtsal temelleri olduğunu gösteriyor. Başarılı bir terzinin çocuğunda gerekli yetenek ve beceriler mutlaka belirgin düzeyde vardır.
  3. Pazar araştırması yapılmalıdır.
  4. İnsan kaynağının tespiti, girişimci ilk usta/eleman olarak kendini yazmalıdır, patronluk sonraki evredir. Atölye üretim kısmında en az bir aile üyesi de bulunmalıdır.
  5. Yer seçimi, atölyenin faaliyet alanına ve pazarlama stratejisine (doğrudan satış, sanal pazarlar gibi) göre, atölye yeri belirlenmelidir.
  6. Markalaşma, girişimci mutlaka kendine ait, telaffuzu kolay bir marka belirlemelidir. Markalaşma son derece önemlidir, logo ve slogan hazırlanmalıdır.
  7. Ürün standartları ve ürün üretim standartları belirlenmeli ve insan kaynağına eğitim verilmelidir.
  8. Üretim için gerekli, fiziki yapı ve makine teçhizat alımı yapılmalıdır,
  9. İnternette ve çevrede reklam ve tanıtım hizmetleri yapılmalıdır,
  10. Ürün, satış fiyatı belirlenmeli, bu fiyatın ilk başlarda rekabetçi olmasına dikkat edilmelidir,
  11. Sanal dükkân açılmalıdır.
  12. Atölyede doğrudan satış yapılacaksa, vitrin, tezgâh vb. ortam hazır hale gelmelidir. Satış için, ışık, ses, kokular ve vitrin çok önemlidir.
  13. Ürün çeşitliliği arttırılmalıdır, birbiri ile bağlantılı ürün için müşteri farklı yerlere gitmek zorunda kalmamalıdır. Örneğin: kahve asıl ürün ise, onun yanındaki bazı ürünler de atölyede hazır olmalıdır. Çikolata, kurabiye, fincan. vb.
  14. Girişimci ana süreçler ile ilgili eğitim almalı, daha sonra bir atölyede en az 15 gün staj yapmalıdır.

Atölye tarzı üretim için yeterli girişimci, fiziki mekân ve insan kaynağımız vardır. Başarılı sonuçlar başkalarına da ilham verecektir. Son olarak girişim demek; ‘risk almak’ demektir. Sıfır riskli bir girişim söz konusu değildir, zor günler inişler çıkışlar olacaktır, sabırla çalışan mutlaka kazanır.

Türkiye Ekonomisi ve Kimya

Herkes Alman ekonomisini över ve Almanya’nın bir otomobil devi olduğunu da ekler. Almanya 2.Dünya Savaşından büyük bir yıkımla çıkmasına rağmen sanayii atılımı ile kısa sürede uzun yıllar kaldığı Dünya’nın 2. Ekonomisi tahtına oturdu. Almanya’ya baktığımızda, makine, otomobil, çelik ve daha bir sürü sektörde (spor vb.) üretim ve ticaret yapmaktadır. Bütün bunların yanında Alman ekonomisinde kimya sektörü inanılmaz bir iş hacmine sahiptir. Halen Alman kimya sektörü Türkiye’den ciddi para kazanmaktadır…

            “Hayat kimyadır” derim sık sık. Türkiye’de kimya sektörünün durumu ümitvar değil. Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren üniversitelerimiz binlerce kimya mühendisi mezun ediyor. Mühendislerin çoğunluğu farklı sektörlerde çalışıyor ya da işsiz. Bir de eski yerli filmlerde kimya mühendislerini sabun yapmaya çalışırken izliyoruz… Bundan 5 yıl önce Ankara’daki eski adıyla kimya meslek lisesi yeni adıyla M.Rüştü Uzel MTAL tematik okul olarak ilan edildi. Ben buna çok sevindim, hemen okulu aradım ve okul tanıtımı için afiş, video vb. materyalleri istedim. Onlar benim kadar heyecanlı değildi: ‘yok’ deyip kapattılar. Belki de ihtiyacımız olan kimya uzmanları değil; KİMYA GİRİŞİMCİLERİ dir. Ne dersiniz?

Kimyasal maddeler,  birçok ürünün içeriğinde vardır. Ben bu yazımda daha ziyade kişisel bakım ( şampuan, jöle, duş jeli, sabun, diş macunu,  parfüm, rolon, traş köpüğü, temizlik ürünleri, saç boyası vs.) olarak adlandırılan gruba değinmeye çalışacağım. Örneğin, şampuan birkaç yıl öncesine kadar yerli bir marka ve üretim yoktu…inanılmaz değil mi? Bu sektörde faaliyet gösteren firmalar sadece bir ürün ile ilgili üretim yapıyordu.. Eyüp Sabri Tuncer (1923) bu güzide firmamız kolonyaları ile ünlüdür, şampuan ve sıvı sabun üretimine daha 5 -6 yıl önce başladılar. Bulaşık makinası deterjanı (kapsül veya jel formatı) yerli bu ürünü üreten yok, milyarlarca dolarımızı bu ürünleri almak için Almanya’ya ABD’ye ödüyoruz. Bütün AVM’lerde Alman firmalarının mağazaları ( Rosmann vb.)  var. Bu mağazalar her gün milyonlarca liralık ciro yapıyorlar…

            Türkiye’de kişisel bakım sektörü neredeyse yok … birçok ürünü kaliteli üretip satabilen birkaç firma var. Onlarda emekleme aşamasında, üretim, pazarlama ve reklam hataları oluyor. Açalım: kişisel bakım üretimi yapan bir firma evden üyelik yolu ile satış yapıyor + internet sanal platformlar. Yani, evinin karşısındaki markete giren tüketici bu firmanın ürününü rafta görmüyor hatta milyonlarca insan bu firmanın adını dahi bilmiyor. Ciddi bir pazarlama problemi bence. Yine başka firmamız bu sektörde deneyimli olmasına rağmen ürünleri sanki sadece kuyumcuda kilit altında satılıyor, markette vs. bulamıyorsunuz. Üstelik bu firmanın ürünleri kalitesi dünya standartlarında ama ortada yok, tüketici bilmiyor… Kısır üretim, firmalarımız bir ve ya 3 -5 çeşit ürün üretiyor, başka da bir girişimi yok… Oysa kişisel bakım dediğimiz alan her geçen gün çeşitliliği artan, büyüyen bir alan… Çamaşır deterjanı üretiyor, bulaşık deterjanı üretimine ihtiyaç duymuyor.  Şampuan, sıvı sabun, köpük sabun, yumuşatıcı gibi ürünler ek yatırıma ihtiyaç duymadan kolaylıkla üretilebilir. Bu güne böyle geldik, bu herşeyin bittiği fısatların kaçtığı anlamına gelmez.

            Sanayide 4.5 devrimi yaşanıyor. Genel olarak kimya sektöründe özel olarak da kişisel bakım ürünlerinde; Doğal ve organik içerik devrimi yaşanıyor. İşte bu devrim bize büyük fırsatlar sunuyor.  İnsanlar, şampuandan, sıvı sabuna, diş macunundan, bulaşık makinası deterjanına, çamaşır deterjanından, yüzey temizleyiciye kadar üründe doğal, bitki vb. şeylerden içerik oluşmasını bekliyor. Türkiye gibi, çiçeği, farklı bitkisi, gülü, lavantası, zeytini, ısırgan otu, papatyası, leylağı hata bor minerali ve kil toprağı bol olan bir coğrafyada kişisel ürün üretiminde büyük sıçrama yapabiliriz. Zaten burada saydığım veya sayamadığım hammaddeleri üretip satıyoruz. Ancak kilo ile tonla, küfe ile çuval çuval bunları satmanın işe yarar bir gelir sağlamadığı ortada, bunun yerine bunları işleyip katma değerli ürün elde etmek gerekiyor. Isırgan otunu çuvalla satmak yerine şampuan olarak satmak arasında çok büyük fark var. Önerilerimi üç başlıkta sunmak isterim: ÜRETİM, PAZARLAMA ve REKLAM

Üretim

  1. Üretim, ürün çeşitliliği denince hemen büyük fabrikalar akla geliyor, oysa küçük ve orta ölçekli atölyelerde çok çeşitli ve kaliteli ürünler yapılabilir.
  2. İlk olarak firmalar, ürettikleri ürünün yanına az veya 0 maliyet gerektiren (makine, teçhizat) birkaç ürün eklemeliler.
  3. Firmalar, eğitim vererek küçük atölye ve ev üretimini desteklemeliler.
  4. Firmalar, ARGE faaliyetlerine özen göstermeliler.  
  5. Firmalar, tüketici talep ve beklentileri için sık sık araştırma yapmalılar,
  6. Firmalar, finansman ihtiyaçları için, borsaya açılmak, yatırım fonları ihraç etmek gibi yolları kullanmalı…
  7. Firmalar, ürün gruplarında ekonomik çeşitlere yer vermelidir.
  8. Ürün yelpazesi geniş tutulmalıdır, (yaş, cinsiyet, vücut tipi, saç tipi vb.).

Pazarlama

  1. Her market, her bakkalda ürünler bulunmalı,
  2. Evden pazarlama yöntemi yeni yaklaşımlarla geliştirilmeli ,
  3. İnternet pazarlama kanalları çoğalmalı ve etkili online satış platformları kurulmalı,
  4. Pirim destekli satış biçimleri kullanılmalı,
  5. Küçük hediyeler satışı hacmini arttırır, bu yöntem kullanılmalıdır,
  6. Abonelik sistemi kullanılmalı, (bir yıl içinde belli bir ürün grubunun –şampuan, sıvı sabun, deterjan gibi- üç aylık periyotlarda tüketiciye gönderilmesi).

Reklam

            Kişisel bakım ürünlerinde reklam ve tanıtım, başka hiçbir faktör ile yarışamaz. Reklam ve tanıtım yoksa satış da yoktur üretim de yapılamaz. Reklam ve tanıtım kimya sektöründe en zayıf halka konumunda… 85 milyon civarında insanın yaşadığı ve üçte birinin genç nüfusu oluşturduğu bu topraklarda kişisel bakım sektörünün bu kadar zayıf olması inanılmaz bir durum. Kaliteli ürünler, çeşitli ürünler ile pazarda harcanan milyonlarca dolar kazanıla bilinir. Kişisel bakım sektöründe her bir ürünün çok etkili, görsel imajı ve sloganı olmalıdır. Firmalarımız, reklam ve tanıtım işine enerji ve para harcamaları gerekmektedir. Reklam yoksa emekler boşa gider.

Kimya sektörü her geçen gün büyüyen bir sektör, Avrupa ve ABD gibi ülkeler bunu çoktan keşfetmiş. Türkiye’nin ekonomik gelişmişliği denince Otomobil, Roket vb. şeyler akla geliyor, şüphesiz bunlar da önemli… Ancak yetişmiş insan kaynağı, Pazar kapasitesi ve hammadde bolluğunu dikkate alınca kimya sektörünün ve kişisel bakım ürünlerinin olağanüstü potansiyelini görebiliriz. Ev ve küçük atölye ve el emeği ürünler, üretimine ağırlık vermeliyiz. KOSGEP, İŞ-KUR, HALK EĞİTİM MERKEZLERİ, ÜNİVERSİTELER ve OSB’ler çeşitli kısa üretime dayalı eğitim programları açmalılar. Bu eğitim programları, sadece üretim eğitim vermekle yetinmemeli, bunun yanında, pazarlama+ reklam gibi eğitimler ile süreci tam olgunlaştırılmalıdır. Başarılı olanlar medyada vs. gösterilmeli insanlar özendirilmelidir. Bu büyük pazarı artık geri alma vaktidir. Bu sektördeki bir sloganı hatırlayalım: ‘Biraz Pahalı ama Ben Buna Değerim’ çok etkili bir slogan, şöyle bitirelim:

            Biraz geç kaldık ama gelecek günlere değer !

Yeniden Ebeveynliğe Zorlanan Büyük Anne- Babalar

Bazı sosyal olguları istatistiklerde göremezsiniz, bir şekilde yeniden ebeveynliğe zorlanan nineler dedeler gerçeği de böyledir. Boşanmış aile sayısı, anne vasiliğinde çocuk sayısı, babanın yanında hayatına devam eden çocuk sayısı bellidir. Bir de anne ve babasının gözetiminde olmayan anneanne –babaannenin yanında hayata tutunmaya çalışan çocuklar vardır. Kimse kesin olarak sayısını bilmez. İlerlemiş yaşı, tükenmiş enerjisi ve sınırlı maddi kaynağıyla büyükanne ve büyükbabalar uzatılmış ebeveynlik sınavı ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu durum dede ve nineler  ve çocuklar için ciddi problemleri barındırmaktadır.

            Büyük kentlerin varoşları, çevre blokları civarında yukarıdaki yaşlı ebeveynleri görebilirsiniz. Bu durumdaki çocukların varlığı sayısı, okul kayıtlarından, okul risk haritalarından, öğretmen gözlemlerinden ve rehberlik servisine intikal eden vakalardan bu problemin yaygınlığını, yol açtığı sorunları görmek mümkündür. Hatta bu saydığımız süreçlere yansımayan başkaca çocuklar, büyükanne-babalar vardır. Bu durumda aile genellikle parçalanmış, anne ya da babanın çocuklara bakacak, ekonomik, sosyal ve ruhsal gelişim problemleri vardır. Çocuklar daha küçük (bazıları bebek) yaşta büyüklere bırakılır gidilir. Böylece, uzun ve zorlu sınav başlar. Bu durumdaki yaşlı büyükler için 2 ana senaryo söz konusudur.

  1. Ekonomik durumu iyi, düzenli geliri olan, ortalama eğitim seviyesinde, ev ve çocuğun odasının bulunduğu büyükanne ve büyükbabalar. Bu durumdaki çocuk şanslıdır, sosyo-ekonomik problemleri olmaz, gelişimi desteklenir. Anne baba sevgisi büyük ölçüde karşılanır, okul yaşamı desteklenir. Ancak bu durumda olanlar maalesef azınlıktadır.
  2. Ekonomik durumu zayıf, düzenli geliri çok az veya hiç olmayan, ortalama eğitimden yoksun, kendine ait evi, çocuğun odasının bulunmadığı büyükanne ve büyükbabalar. Bu durumdaki çocuk şansızdır, ekonomik problemler çocuğun yakasını bırakmaz, gelişimi aksar bozulur. Anne baba sevgisini hiç tadamaz, okul yaşamında yapayalnızdır. Bu durumdaki çocuklar risk altındadır ve asıl sorun ise gelecekten umudunu kesmişlerdir.

Torununa ebeveynlik yapmak zorunda kalan büyükler, yaşlığın getirdiği sorunlar ve hastalıklarla mücadele etmektedir. Kendi ihtiyaçlarını ancak karşılayabilen bu vefakâr insanlara bir de çocuğun ihtiyaçlarını karşılama yükü verilmiştir. Sorumsuz anne babanın hatalarını çocuklara yüklemek istemeyen büyükler kendileri büyük bir yükün altına girmektedir. Çeşitli sebeplerle bu durumdakiler, aile çevresine haber verememekte, sosyal destekten yoksun kalmaktadırlar. Çocuklar, ebeveyn desteği ve koruması olmadan problemler  ve tuzaklar ile bu koca dünyada yapayalnız kalmaktadırlar. İkinci ebeveynlik dönemi hepten sorunlar demek değildir. Torunun tüm sorumluluğunu üzerine almak zorunda olan büyükanne ve büyükbabalar, hayata tutunma gayesine sahip olmaktadır. Yeni hedefler belirler, hayatının akışını yeniden çizerler. Günlük yaşam monotonluktan çıkar ve enerjik bir hale bürünür. Bakılan çocuk uyumlu, başarılı ve hayat dolu ise bu büyükler için müthiş bir motivasyon kaynağı olur. Adeta yaşamın ikinci yarısı başlar. Çocuğun, büyümesi, ilkokulu, ortaokulu, liseyi ve üniversiteyi bitirmesi onlar için olağanüstü başarılardır. Bir de torununun mürüvvetini gören büyükanne ve büyükbabanın gözleri bu dünyada kalmaz artık. Ne mutlu onlara! Bu durumdaki büyükleri desteklemek gerekiyor neler yapılabilir.

  1. Önce mevcut durumu tespit için yurt geneline yayılmış araştırmalar yapılmalıdır.
  2. Bu durumdaki ailelerin ayrıntılı resmi çekilmeli, destek mekanizmaları tespit edilmelidir.
  3. Sosyal Kuruluşlar, bu olguyla ilgilenmeli, destek mekanizmaları birimleri kurmalılar.
  4. Çocuk yardım kuruluşları, dernekleri bu durumdaki çocuk ve aileler için destek mekanizmaları oluşturmalılar,
  5.  Sigorta sisteminde bu faktör konulmalı ve ek prim ve güvence kalemi tesis edilmelidir,
  6. Kaymakamlıklar, yerel yönetimler bu durumdaki aileler için çeşitli destek mekanizmaları oluşturmalılar,
  7. Okullar ve üniversiteler ikinci ebeveynlik yapmak zorunda olanlara yönelik eğitim programları  (çocuk gelişimi, okul çağı çocuğu, iletişim, kurallar ve disiplin, okul başarısı vb.) düzenlemeli ve hayata geçirilmelidir.
  8. Bu durumdaki aileler bir dernek-vakıf kurmalı sosyal desteklerini, paylaşımlarını arttırmalılar,
  9. Büyükanne ve büyükbaba yanında kalan çocuklara, burs ve kredi desteği sağlanmalıdır.
  10. Dede nine yanında kalan çocuklar, okul yönetimi, rehberlik servisi tarafından çok yakından izlenmeli, müdahaleler gecikmeden yapılmalıdır.
  11. Yılın ANNESİ- Yılın BABASI gibi ödüller dede ninelere de verilmelidir.
  12. Çocuğun vasisi olarak ona bakan, büyüten Büyükanne ve Büyükbabalar atanmalıdır.

Hepimizin varlığını bildiği, ama yaygınlığını ve boyutlarını tam olarak ortaya koymadığımız bir problemdir bu. Torununa ebeveynlik yapmak zorunda kalanların yıllara yayılmış sorunları aşmak gibi bir problemi vardır. Bu zoraki ebeveynlik döneminde büyükler, kronik hastalıklar, düşük fiziksel enerji ekonomik yetersizlikler ile mücadele etmek zorundadır. Ancak çocuğa karşı duyulan sevgi ve sorumluluk onları pek istemeseler de uzatılmış ebeveynliğe katlanmak durumundadırlar. Umarım bu sorun daha fazla kamuoyu gündemine gelir ve bu durumdaki büyüklerimize yönelik destek mekanizmaları oluşturabiliriz.  Son olarak,  torununa bakan, yetiştiren büyüklerin önünde saygıyla eğiliyor, ellerinden öpüyorum !!

WordPress.com ile Oluşturulan Web Sitesi.

Yukarı ↑