Fatih Bulut’u facebooktan takip ediyorum. Kendisi, bir sanat ve edebiyat tutkunu hayatını da bu alanda kazanmaya çalışıyor. Kitaplara düşkün, bu günlerde bir roman kaleme almaktadır. Focabook sayfasında sık sık; ‘muhafazakâr aile çocuklarının, sanatı, tiyatroyu tercih etmediklerini, ailelerin kültür sanat ile ilgili olmadığından’ yakınıyor. Sonra da; kültür sanattaki ‘sol hegemonyasından’ şikâyetçi olmayacağımızı söylüyor. Bu konular bir süredir zihnimi kurcaladığı için bu satıları kaleme alma gereği duydum. Fatih Bulut, sonuna kadar haklı, peki bu duruma basıl gelindi buna bir yanıt vermek gerekiyor. Asıl önemlisi de bundan sonra ne yapmalı ? Zira, sanat dallarında yoksanız kültürel zafiyet tedavi edilmez.
Muhafazakârlar, toplumda çoğunluğu oluşturmasına rağmen sanatta, kültürde neden bu kadar geride? Soruna yanıt olabileceğini düşündüğüm ilişkin iki faktörü inceleyelim.
Özgüven ve Yetenek Ölümü
Allah herkese en az bir yetenek bahşetmiştir. Bunun farkında olmayan milyonlar var bu ülkede. Eğitimin amacı da; yetenekleri fark edilerek gün yüzene çıkartmak ve inkişaf (açılma) etmesini sağlamaktır. Uzun süre 3. Dünya ülkesi olan canım coğrafyamızda ortaokul ve liseye kenardaki, köydeki vatandaş çocuklarının ulaşması çok zor idi. Hadi bir yolu bulundu çocuk okula ulaştı, kim hangi yeteneği nasıl keşfedecek öğretmenler zaten dünyadan bir haber…Günümüzde bile literatürde yer alan yetenek alanlarını eksiksiz sayabilen, tanımlayabilen öğretmen ve okul yöneticisi yok gibidir. Yıllar geçer üniversite kapısından geçebilen azınlık ancak bir iki yıl sonra yetenlerinin en azından bazılarının ayırdına varır. Artık çok geçtir, zira iş kaygısı, hayat kavgası omuzlarına çökmüştür bile… Sonuç olarak yetenekleri, keşfetme, fark ettirme geliştirme konusunda eğitim sistemimiz çok yetersizdir. Nice yetenekler, değerler görülmeden fark edilmeden yok olup gitmiştir. Her şey gayretli, çalışkan bir öğretmene rastlamanıza bağlıdır.
Çevreden gelen çocukların öz güvenleri zayıftır, zayıf özgüvenli bireyin sanat yapması, tiyatroda rol alması, kameranın karşısında dans etmesi mümkün değildir. Hatta başyapıt olabilecek şiirler, öyküler ve hikâye denemeleri yastık altında sararan kâğıtlarda yok olur gider. Çünkü çekingen özgüveni zayıf genç, eserini kimseyle paylaşma cesareti gösteremez. Ahmet Turan Alkan (1991) ‘ın acı satırları durumu tasvir eder:
Gariban Anadolunun, gariban ortaokullarında, gariban liselerinde, gariban öğretmenler, garian Anadolu çocuklarına ne tarih öğretebilirler, ne felsefe, ne yabancı dil, ne matematik ne fizik. Gariban Anadolu çocukları okul kapılarında kravat muayenesine tabi tutularak, yarım santim fazla uzatılmış saçları ruh hastası idareciler tarafından kâğıt makasıyla kırpılarak disipline ediliyor, masum gençlik heyecanları ‘muavin odasında’ esaslı bir dayak atılarak törpüleniyor, müzik odasında Beethoven’in ‘kutsal’ senfonilerinden birini dinlerken kıkırdadıkları için, Beethoven hayranı ve sadist müzik öğretmeni tarafından kulak kıkırdakları kırılıyordu. Bu insanların kendilerine güvenmeleri ve ‘rahat adam’ olmaları elbette beklenemezdi.
Özgüveni zayıf ve kompleksli birey, sadece sanatçı olamamakla kalmaz hayatın her alanında sorun yaşar, etrafındakilere kan kusturur. Öfke ve düşmanlık ile dolu öğretmen kendisinin maruz kaldığı hayatın aynısını kenar mahalle okulunda öğrencilerine yaşatır. Savcı, hâkim, doktor komplekslerini hizmet verdiği herkese kusar. Yani konu sadece sanat değil, kültür değildir…
Kariyer ve Hayat
Her zaman: ‘kariyer ile hayat arasında çok ince bir çizgi vardır’ derim. Çevreden gelen çocukların sanat alanındaki ‘yokluğunun’ asıl nedeni kariyer kaygısıdır. Açayım, görevim gereği yurdun çeşitli bölgelerinde üniversite adayı gençlere onların ailelerine kariyer danışmanlığı yaptım. Odamın kapısını çekinerek çalan yanında ayağında terlikli annesiyle gelen, elleri titreyerek üniversite sıvan sonuç belgesini gösteren (iyi bir öğretmenlik, hukuk, tıp için yeterli puanı almıştır.) gariban gence:
-Sanat dallarından birine yeteneğin var mı? Şeklinde soramazdım, soramadım.
-Tiyatroda oynar mısın? diye soramazdım, soramadım.
-Fotoğrafçılık hakkında ne düşünüyorsun ? diye soramazdım ve soramadım.
-Senaryo yazabilir misin? Kısa film çektin mi? diye soramazdım ve soramadım.
……………………………………………………………………………………… ???
-İlgilerin neler, heykel denemelerine baksak diyemezdim, diyemedim.
Binbir emekle hayatında bulunduğu sınıfı değiştirme fırsatı, daha iyi bir evde oturma, daha fazla dışarda yemek yeme ayrıcalığını kapısına gelen gence sanat dallarını bir kariyer fırsatı olarak sunamazdım, öyle de oldu sunamadım.
Bütün sürecin kritik noktası okullardır, bırakın yetenleri geliştirmek okullar, öğretmenler yetenekleri öldürmek, özgüveni yok etmek üzerine çalışmıştır yıllarca.. Bir proje için İtalya’ya gitmiştik, yaşı ileri sayılabilecek bir öğretmen bizlere mihmandarlık yaptı. Abartmıyorum, 10-15 cümle (İngilizce) 30-40 kelime ile konuştu durdu, birkaç gün uğraşsam daha fazlasını yapardım. Bizim Türkiye grubunda olmayan şey onda vardı: özgüven.
Ne Yapmalı ?
İşe okullar ile başlamamız lazım, madde madde önerilerim.
- Her öğrencinin yetenek ve ilgileri tespit edilip, kayıt edilmelidir, anne babalara bu konuda bilgi verilmeli rehberlik yapılmalıdır.
- Okullardaki, resim, şiir, kompozisyon konularında yenilik yapılmalı, teknik yeteneği olan öğrenciler de ihmal edilmemeli. Örneğin, kompozisyon konularında seçenekli sunulabilir. Bir grup; yenilenebilir enerji ile ilgili yazar, bir grup; Buğdayın Türk edebiyatındaki anlatımı üzerine yazar.
- Okullarda, resim, heykel ve gibi eserlere ilgi arttırıcı çalışmalar yapılmalıdır,
- Kısa film, festivalleri (lise öğrencileri arasında) düzenlenmelidir,
- Kitap kapağı, tasarımı, masal ve öykülerin değiştirilmesi gibi etkinliklere yer verilmelidir,
- Her okul en az bir tiyatro sergilemeli, mümkün olduğu kadar oyunu tiyatro yönetmeni, oyuncu gibi ilgililerin izlemesi sağlanmalıdır. Bu mümkün olmaz ise oyunun video parçaları yukarıda saydığım kişilere ulaştırılmalıdır.
- Heykel alanında ürün yapımı okullar tarafından desteklenmeli, orijinal eserlerin, eser sahibi adına tescil edilmesi sağlanmalıdır,
- Film senaryo yazımı, tiyatro yazımı konusunda kurslar etkinlikler düzenlenmelidir.
- Her okulun yıl içinde gerçekleştirdiği etkinlikleri kapsayan bir almanağı olmalıdır. Almanağın örnekleri kütüphanelere gönderilmelidir.
- Her okul, sanat dünyasındaki bir profesyonel ile ilişkilendirilmeli, sanat eğitimi ve eserler konusunda danışmanlık hizmeti almalıdır.
- Öğretmenler, psikolojik danışmanlar çocukların yeteneklerini sık sık fark edici görüşmeler yapmalıdır,
- Sanatı bir kariyer olarak tercih edeceklerin; aile direncine karşı, özel görüşme ve ev ziyaretleri tertip edilmelidir,
- Asıl mesleği sanat icrası olmamakla birlikte, her meslekte, her işte sanat eserleri verilebileceği çocuklara ve gençlere fark ettirilmelidir,
- Öğretmenler ve okul yönetimleri, temel sanat alanlarında ya da yeni sanat alanındaki gelişmeleri takip etmeli okul kamuoyu ile paylaşmalıdır.
- ‘Bilgide tek doğru yoktur, sanatta hiç yoktur’ dolayısıyla çocukların gençlerin eserlerine, girişimlerine ön yargıdan uzak yaklaşmak çok ama çok önemlidir.
Türkiye’de hâkim kültür sanat dünyasına iyi, güncel ve yaratıcı alternatifler oluşturulabilinir. Bunu sağlamak mümkündür, kolaydır ve gereklidir. Sadece biraz daha dikkat ve özen göstermek gerekmektedir.
Kaynak: A.T.Alkan (1991) ‘Türkiye’de Sağın Tarihine Buruk Bir Derkenar’ Türkiye Günlüğü Dergisi, 16.
Yorum bırakın